Navigation Menu
William James (1842 -1910)

William James (1842 -1910)

William James (1842 -1910)

William James ve onun Amerikan psikolojisi içerisindeki rolü ve statüsü hakkında mantığa aykırı görünen pek çok şey vardır. William James işlevsel psikolojinin en önemli Amerikalı habercilerinden biridir. Ayrıca, ABD’de yeni bilimsel psikolojinin de öncüsüdür ve pek çok kişi tarafından Wundt’tan sonra Amerika’nın en büyük psikologu olarak kabul edilir. Ancak James pek çok meslektaşı tarafından bilimsel bir psikolojinin gelişiminde olumsuz bir etki olarak görülmüştür. James zihinsel telepati, geleceği görebilme gücü, ruhçuluk, ölmüş kişilerle iletişim kurma ve diğer mistik olaylara olan ilgisini açıkça ortaya koymuştu. Titchener ve Cattell da dahil olmak üzere pek çok Amerikalı psikolog, birer deneysel psikolog olarak psikolojiden söküp atmaya çalıştıktan zihinsel ve psişik olayları hayranlıkla kabullenme tavrı göstermesi sebebiyle James’i eleştirmiştir.

James herhangi resmi bir psikoloji sistemi oluşturmamış ve yandaş eğitmemiştir. Jamesci bir düşünce ekolünden söz edilemez. Şekillendirdiği psikoloji bilimsel ve deneysel olmasına rağmen, James kendi tutum ve davranışlarında deneyci değildi. Psikoloji kendi deyişiyle “kötü küçük bilim” idi ve onun için James’den, Wundt’dan veya Titchener’dan farklı olarak, ömür boyu sürecek bir tutku değildi. James psikoloji alanında bir süre çalışmış ve ardından başka alanlarla ilgilenmiştir.
Hatta psikoloji alanında aktif olarak çalışırken bile bağımsız kalmayı sürdürmüş, herhangi bir ideolojiye, sisteme veya ekole katılmayı reddetmiştir. James ne bir liderin takipçisidir ne de bir bilim dalının kurucudur. Psikolojide olup biten her şeyin farkındaydı ve onun büyük bir parçasıydı ancak çok çeşitli düşünceler arasından kendi psikoloji görüşüne uygun olanları seçip, geri kalanını reddedebiliyordu.
Psikolojiye büyük katkılarda bulunmuş olan bu etkileyici adam hayatının son dönemlerinde psikolojiye sırtını döndü. Hatta Princeton Üniversitesi’nde katıldığı bir konulmanın hemen öncesinde bir psikolog olarak tanıtılmak istemediğini belirtmişti. Psikolojinin bir tür “apaçık olanı detaylandırma” olduğunu iddia etmişti. Her şeye rağmen onun psikoloji tarihindeki yeri hem çok açık hem de çok önemlidir.
James işlevsel psikolojiyi kuran kişi değildi fakat, o dönemlerde Amerikan psikolojisine sızan işlevselci atmosfer içerisinde çok açık ve etkili bir şekilde yazıp, düşünebilmişti. Böyle yapmakla, kendisinden sonraki psikologlara sağladığı parlak fikirler yoluyla işlevselci hareketi etkilemiş oldu.


James’in Hayatı
William James (ve ünlü bir romancı olan erkek kardeşi Henry) iyi tanınan zengin bir ailenin çocuğu olarak bir New York oteli olan Astor House’da doğdu. Çocuklarının eğitiminde Avrupa ile Amerika arasında kalan babası büyük bir hevesle kendisini beş çocuğunun eğitimine adamıştı. Amerikan okullarının görünüş olarak çok dar ve sınırlı olduğuna, fakat buna eşit oranda da çocuklarının kendi vatandaşları arasında eğitim görmesi gerektiğine inanıyordu. James’in yolculuklar yüzünden sık sık yarıda kesilen ilk resmi eğitimi Fransa, İngiltere, İsviçre, Almanya, İtalya ve ABD’de yapıldı. (James’in biyografisinde aldığı bu dağınık eğitimi anlatan ve “Zigzag yolculuklar” seklinde başlık verdiği bir bölüm bulunmaktadır.) Babası, ömürleri boyunca aile bağları çok güçlü olacak olan çocukları arasında zihinsel özgürlüğü özendirip teşvik ediyordu.
Özendirici gençlik deneyimleri James’i İngiltere’nin ve Avrupa’nın zihinsel ve kültürel avantajlarıyla karşı karşıya getirmiş ve onu bir dünya adamı yapmıştı. Yurtdışına sık sık yaptığı geziler aslında onun tüm hayatının ayırıcı bir niteliğiydi, Babasının hastalıklarla baş etme yolu, hasta olan aile ferdini hastaneden çok Avrupa’ya göndermekti. James’in de sağlığı nadiren iyi olduğundan, Avrupa ile Amerika arasında mekik dokumak durumunda kalmıştı.
Babası çocuklarının hiçbirinin bir meslek edinmeye veya hayatını kazanmaya ihtiyacı olmadığını düşünmekle birlikte, James’in ilk ilgilerinin bilime yönelik olmasına çaba göstermişti. James 15 yaşındayken yılbaşı hediyesi olarak bir mikroskop almıştı. Daha önceden “Bunsen gaz lambası ve parmaklarını ve elbiselerini lekeleyerek, hatta bazen tehlikeli patlamalara sebep olan, karıştırdığı, ısıttığı ve aktardığı gizemli sıvılarla dolu şişeleri vardı” (Allen, 1967, s 47). Bununla birlikte James 18 yaşında ressam olmaya karar verdi. William Morris Hunt’un stüdyosunda geçirdiği 6 ayda bu alanda fazla ümit vaat etmediğine ikna oldu ve 1861 yılında Harvard’da Lawrence Bilim Okuluna girdi. Ardından hem sağlığı hem de kendisine olan güveni bozulmaya başladı, hayatının büyük bir kısmında kendisini etkileyecek olan bir nörotik rahatsızlığın içine düştü. Kısa bir süre sonra ilk seçimi olan kimyayı terketti. Görünüşe göre sebep James’in dikkat ve özen isteyen laboratuvar çalışmalarını küçümsemesiydi. Daha sonra tıp okuluna kaydoldu. Tıp uygulamalarına çok az istek duyuyordu ancak farkındaydı ki “tıp alanındaki pek çok şey saçmalıktı    kimi zaman olumlu şeylerin başarıldığı cerrahlık dışında, bir doktor sadece hastanın ve ailesinin yanında bulunmasının moral etkisiyle bile çok daha fazla şeyler yapabilirdi. Üstelik doktor bundan para da kazanabilirdi” (Allen’dan alıntı, 1967, s. 98).
James zoolog Louis Agassiz’in Amazondan deniz hayvanları örnekleri toplamak amacıyla Brezilya’ya olan yolculuğunda yardım etmek üzere tıbbi çalışmalarına bir yıl ara verdi. Bu yolculukla kendisi için bir başka olası meslek alanını, biyolojiyi denedi, ancak bu alanın gerektirdiği tam ve düzenli derlemelere ve sınıflandırmalara tahammül edemezdi. Kimyaya ve biyolojiye olan tepkisi aslında daha sonra psikolojide deneyden hoşlanmamasının bir göstergesiydi.

1865 yılındaki yolcuğun ardından tıp James için tüm çekiciliğini kaybetmişti. Çalışmalarına kaldığı yerden isteksizce de olsa devam etti çünkü onu çeken başka hiçbir şey yoktu. Daha sonra depresyon ve sindirim hastalıkları, uykusuzluk, göz problemleri ve bel ağrıları gibi fiziksel problemlerden ötürü çalışmalarına tekrar ara verdi.
“Herkes için açıktı ki James, Amerika’da dert çekiyordu. Avrupa onun tek ilacıydı. 1867 yılında Dresten ve Berlin’e gitti ve buralarda beli için kaplıcaya girdi, Alman edebiyatını ve diğerlerini okudu, intihar düşünceleriyle oynadı, yalnızlığını ve çektiği sıla hasretini bir yığın yazışmayla ortaya koydu ve en az evindeki kadar mutsuz olmaya devam etti (Miller&Buckhout, 1973, ss. 84-85).
Berlin Üniversitesi’ndeki fizyoloji derslerine devam edebildi ve zamanın “psikolojinin yeni bir bilim olmaya başladığı” zaman olduğunu belirtti (Allen,1967, s. 140).
James en sonunda 1869 yılında Harvard’dan tıp diplomasını aldı. Fakat bu arada depresyonu ağırlaşmıştı ve yaşamaya isteği hiç de güçlü değildi. İntiharı düşündü ve tarifi imkansız ve korkunç rüyalar akınına uğradı. Hissettiği korku geceleri tek başına dışarı çıkmasına engel olacak kadar yoğundu. Bu karanlık aylar içerisinde umutsuzluk kadar onu zorlamayan zihinsel merakla bir yaşam felsefesi oluşturmaya başladı.
James özgür irade üzerine filozof Charles Renouvier tarafından yazılan birkaç makaleyi okuduktan sonra, özgür iradenin var olduğuna inandı ve özgür iradesinin ilk eyleminin, özgür iradeye güvenmek ve iradenin etkisi sayesinde kendi kendini iyileştirebileceğine inanmak olduğuna karar verdi. Görünüşe göre bunu bir dereceye kadar da başardı, çünkü 1872 yılında Harvard’da, fizyoloji alanında bir öğretmenlik görevini kabul edecek kadar kendini iyi hissediyordu. Bir yıl sonra İtalya’ya gitmek üzere buradan ayrıldı ama daha sonra öğretmenliğe tekrar geri döndü.
1875-1876 yıllarında psikoloji alanında “Fizyoloji ve Psikoloji Arasındaki İlişkiler” isimli ilk dersini verdi. Böylelikle Harvard deneysel psikolojiyi sunan ilk Amerikan Üniversitesi oldu. (James daha önce psikoloji alanında hiçbir resmi eğitim almamıştı, hazır bulunduğu ilk ders kendi dersiydi.) James 1875 yılında Harvard’dan ders için bir laboratuvar ve gösteri ekipmanları almak üzere 300$ aldı.
1878 yılında iki önemli olay oldu. Bunların ilki beş çocuk sahibi olmasını ve ihtiyaç duyduğu yaşam düzenini sağlayan evliliği idi. James’in evlendiği kız daha önce babasının karşılaştığı 27 yaşında bir okul öğretmeni idi. Babası bir gece toplantıdan dönmüş ve az önce oğlunun müstakbel karısıyla karşılaştığını ilan etmişti. İkinci önemli olay ise Henry Holt yayıneviyle imzaladığı anlaşma idi. Bu anlaşma daha sonra psikoloji alanındaki klasik kitaplardan birinin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. James bu kitabın iki senesini alacağına inanmıştı ama on iki senesini aldı. Çalışmaya arkadaşlarına eğlence olsun diye balayında başlamıştı.
1880 yılında felsefe bölümü yardımcı profesörü yapıldı. 1885 yılında felsefe profesörlüğüne terfi etti ve 1889 yılında unvanı psikoloji profesörü olarak değiştirildi. Kitabı Avrupa’ya yurtdışı gezileri sebebiyle gecikti. Bu geziler sırasında pek çok Avrupalı psikologla tanıştı. Bunlardan biride Wundt idi ve onun hakkında “hoş sesi ve içten, dişlerini gösteren gülüşüyle üzerimde özel ve cana yakın bir etki bıraktı.” dedi. Birkaç yıl sonra ise, Wundt “bir deha değil, o sadece -görevi her şeyi bilmek olan ve her şey hakkında kendi özel düşüncesi olan -bir profesördür”,yazdı (Ailen, 1967, ss. 251, 304).
Çocuklarının doğumu James’in hassas mizacını rahatsız etti. Çalışması imkansız hale geldi ve karısının bebeklerine olan ilgisi onu bir anlamda gücendirdi. İkinci çocuklar doğduğunda bir yıllığına Avrupa’yı terk etti ve huzursuz bir şekilde birkaç şehir arasında dolaşıp durdu.
Viyana’dan karısına bir mektup yazdı ve bir İtalyan kadına aşık olduğunu söyledi. Diğer kadına karşı çekiciliğinin bir şekilde karısının takdirine sebep olacağını düşünmüştü; tabii kimse bu konuda ne düşündüğünü karısına sormamıştı. Birkaç ay sonra James kararını değiştirdi ve evinin hasretiyle yanıp tutuştuğunu söyledi. Karısına evlerine yakın bir yerde bir oda kiralayıp onu her gün birkaç saat ziyaret edip edemeyeceğini sordu.
Psikolojinin İlkeleri nihayet 1890 yılında iki cilt halinde yayımlandı ve olağanüstü bir başarı sağladı. Bu kitap bugün bile psikolojiye yapılan en büyük katkı olarak düşünülmektedir. Kitabın basımından yaklaşık 80 yıl sonra bir psikolog şöyle yazmıştı. “James’in İlkeleri hiç şüphesiz psikolojinin, İngilizce’de veya diğer dillerde ortaya konan; en yeterli bilgiye sahip, en fazla tanışmaya sebep olan ve aynı zamanda en anlaşılabilir kitabıdır” (MacLeod, 1969. s. iii). Bu kitabı okuması hiç gerekmeyen insanların dahi okuması, kitabın ne kadar revaçta olduğunun bir göstergesiydi. James 1892 yılında kitabın kısaltılmış bir versiyonunu yayımladı.
Herkes kitaba olumlu tepkide bulunmadı. James’in görüşleri hakkında olumsuz fikir yürüttüğü Wundt ve Titchener kitaptan hoşlanmadılar. Wundt “bu kitap sadece bir edebiyat” dedi, “güzel, ancak bu psikoloji değil” (Bjork, 1983, s. 12).
Kitabın tamamlanması sırasında James’in kendi tepkisi de olumlu değildi. Bir mektubunda yayımcısına kitabın el yazmalarını “iğrenç, şişirilmiş, abartılmış, kitleleri toplayan, sadece iki gerçeği kanıtlayan yazmalar: Birincisi aslında ortada psikoloji bilimi diye bir şey yoktur ve ikincisi de W. James yeteneksizin biridir” (Ailen, 1967, ss. 314-315).
İlkeler’in basımıyla birlikte James psikoloji bilimi hakkında söylemek istediği her şeyi söylediğine ve artık psikoloji laboratuvarını yönetmek istemediğine karar verdi. Ve, Hugo Münsterberg’in Harvard laboratuvarının yöneticisi olması ve psikoloji derslerine girmesi için girişimlerde bulundu. Böylece kendisi de Almanya’da Freiburg Üniversitesi’nde felsefe çalışmalarına dönmek üzere serbest kalacaktı. Münsterberg, Wundt tarafından eleştirilmişti ve bu durum James’in gözünde yüksek prim topluyordu. Ancak Münsterberg deneysel araştırmalarda Harvard için liderliği sağlama konusunda James’in amaçlarını hiçbir zaman gerçekleştiremedi. Psikoterapi, adli psikoloji ve endüstri psikolojisi gibi çeşitli alanlarda çalıştı ve Harvard’daki ilk birkaç yılında laboratuvara çok az dikkatini verdi. Münsterberg psikolojinin daha popüler hale gelmesine yardım etti ama aynı zamanda daha uygulamalı bir bilim haline getirdi.
James Harvard psikoloji laboratuvarını hayata geçirip araç gereçle donatmış olmasına rağmen bir deneyci değildi. Psikoloji alanında laboratuvar çalışmasının değerine tam olarak inanmamıştı ve kişisel bir özellik olarak deneyden hoşlanmıyordu. Münsterberg’e “Ben doğal olarak deneysel çalışmadan nefret ederim” şeklinde mektup yazmıştı. 1894 yılında Birleşmiş Devletler üniversitelerinde çok fazla laboratuvar olduğunu belirtmiş ve İlkeler’inde laboratuvar çalışmaları sonuçlarının, gösterilen özenli çaba miktarıyla aynı oranda olmadığı yorumunu yapmıştı. Bu yüzden James’in deneysel çalışmalar yönünde çok önemli bir katkısının olmaması şaşırtıcı değildir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi James’in ne kendi bakış açısını taşıyacak sadık takipçileri vardı, ne de Titchener gibi çok sayıda doktora öğrencisi yetiştirmişti. Gene de Angell, Thorndike ve Woodworth dahil olmak üzere, James’in öğrencilerinden birkaçı psikolojinin gelişimine kayda değer katkılarda bulundular.
James hayatının son 20 yılını kendi felsefe sistemini düzenlemekle geçirdi ve 1890’larda Amerikanın en önde gelen filozofu haline geldi. 1899 yılında öğretmenlere verdiği konferanslardan oluşan ve uygulamalı psikolojinin sınıf ortamlarında nasıl kullanılabileceği konusunda yardım eden Öğretmenlere Konuşmalar’ı yayımladı. Dinsel Yaşantılarının Çeşitliliği 1902 yılında ortaya çıktı ve felsefe alanında üç ek çalışma da 1907 ve 1909 yıllarında yayınlandı.
53 yaşındayken “kusursuz küçük bir gül goncası” dediği 21 yaşındaki, Bryn Mawr Koleji öğrencisi Pauline Goldmark’tan çok etkilendi (Rosenweig’den alıntı, 1992, s. 182). Bir arkadaşına şunları yazmıştı: “açıkçası onu çok seviyorum ve eğer daha genç olsaydım ve evli olmasaydım derin bir aşk yaşayabilirdim” (Rosenweig’den alıntı, 1992, s. 188).
1907 yılında sağlık problemlerinden ötürü Harvard’dan emekli oldu. James üç yıl sonra bayan Goldmark ye birkaç arkadaşıyla Adirondack Dağlarında bir kamp gezintisindeyken kendisini çok fazla zorladı ve kalbindeki ölümcül olduğu kanıtlanan lezyon daha da kötüleşti. Bayan Goldmark’ın varlığıyla heyecanlanan kalbi uzun bir yürüyüş ve yetersiz uyku sebebiyle yorulmuştu, önceki gün de mantıksız bir şekilde “avı peşinde koşan bir kahraman” gibi kamp ekipmanlarından çok fazlasını yüklenmekte ısrar etmişti (Rosenweig’den alıntı, 1992, s. 183). Bu gerginlik kalbine tamir edilemez bir hasar vermişti. Durumu çok ciddiydi ve 1910 yılında Avrupa’ya son yolculuğundan döndükten iki gün sonra da öldü.
Psikolojinin İlkeleri
James ne bir deneyci ne de bir ekolün kurucusu olmadığı halde (hatta hayatının son birkaç yılında bir psikolog bile değildi) nasıl olmuştu da psikoloji üzerinde böylesine derin bir etki bırakmıştı? James niçin Amerika’nın en büyük psikologu olarak düşünülmüştü?
James’in güçlü kişiliğinin ve etkileyiciliğinin şu üç sebepten kaynaklandığı öne sürülmüştür. Birincisi James bilimde şu an bile ender rastlanan bir berraklık ve parıltı ile yazıyordu. Kitaplarında baştan başa bir çekicilik ve doğallık vardı. Bu denli etkili olmasının ikinci sebebi bütün hareketlere karşı çıkması anlamındaki olumsuzluğuydu. James bilincin kendini oluşturan temel elemanlara analiz edilmesine karşıydı. Üçüncü sebep pozitifti. James zihne yeni bir bakış açısı sundu. Bu yaklaşım yeni Amerikan işlevselselciliğinin psikolojiye olan yaklaşımıyla uyumluydu. Kısacası çağ James’in söylemiş olduklarına hazırdı (Boring; 1950).
James’in ortaya koyduğu ve daha sonra Amerikan işlevselciliğinin ana ilkesi haline gelen işlevselcilik kavramı James psikolojisinde gayet açıktı. Buna göre psikolojinin amacı bulunduktan çevreye uyum sağlamakta olan insanların araştırılmasıydı, deneyim elemanlarının keşfi değil. James bilincin işlevinin de hayatta kalmak için gerekli olan amaçlara ulaşmaya kılavuzluk etmek olduğunu yazmıştı. Böylelikle bilinç, karmaşık bir ortamdaki, karmaşık bir varlığın ihtiyaçlarına, özellikle uygun bir varlık olarak dile getirilmişti; öyle ki bilinç olmaksızın insanın evrimi süreci ortaya çıkamazdı.
İlkelerin basımı hem yurtta hem de yurt dışında, psikoloji dünyasının ilk büyük ve önemli olayı olarak ses getirdi. Bu kitap sadece yeni bir bilgi alanının çok yönlü bir incelemesi ve psikoloji gerçeklerinin yeni bir sentezi değildi, kitabın bizzat kendisi psikolojiye bir katkıydı. Yalnızca psikoloji hakkında bir kitap olmaktan daha fazlası olduğu hemen fark edilmişti. Kitap tazeliği ve gücü, açık görüşleri ve harekete geçiren önerileri sebebiyle psikoloji tarihi içerisinde başlı başına bir olaydı (Heidbreder. 1933, s. 197).
James’in kitabı psikolojiyi bir doğa bilimi olarak, daha çok da biyoloji bilimi gibi ele almıştı. Bu 1890 yılı için yeni bir şey değildi ancak James’in ellerindeki psikoloji, Wundtçu psikolojiden daha farklı bir yön aldı. James bilinç süreçlerini, organizmanın yaşamında değişikliklere sebep olan organizma faaliyetleri olarak değerlendirdi. Zihinsel süreçlerin, yaşayan varlıkların kendilerini doğa dünyasına adapte etme ve bu durumu sürdürme çabalarındaki yardımcı ve işlevsel faaliyetler olduğuna inandı.
James’in bununla ilgili bir başka görüşü de insan doğasının rasyonel olmayan yönü üzerindeki vurgusudur. James’in kaydettiğine göre bizler düşünce ve sağduyunun olduğu kadar davranışların ve ihtirasların da kölesiyiz. Hatta saf zihinsel süreçleri ele alırken bile, James, insanın rasyonel olmayan yönü üzerinde durmuştur. Örneğin zihnin, bedenin fiziksel etkileri altında işlem yaptığına, bir insanın inançlarının duygusal faktörlerce belirlendiğine, sağduyunun ve kavramların oluşumunun çeşitli istek ve ihtiyaçlardan etkilendiğine dikkat çekmişti. James insanoğlunun bütünüyle rasyonel bir varlık olduğunu düşünmüyordu.
Şimdi İlkeler’e kısa bir göz gezdirelim. Birinci cildin ilk altı bolümü okuyucuyu James’in psikolojiye bir başlangıç noktası hazırlamak için gerekli olduğunu düşündüğü biyolojik temellerle tanıştırır. Burada zihinsel işleyiş için önemli olan sinir sistemi faaliyetlerinin çeşitli yönleri ele alınmıştır. James zihinsel yaşantının tümünün, büyük ölçüde, sinir sisteminin yaptığı her bir faaliyet sonucu uğradığı değişim eğilimi tarafından belirlenmekte olduğuna; böylelikle organizmanın sonraki benzer tepkileri daha kolay yerine getireceğine inanmıştı. Böylece alışkanlıklar zihinsel yaşantının vazgeçilmez bir parçası haline gelmişti.
James ruh ve beden arasındaki ilişkiyi ele alan belli başlı tüm felsefi kavramları tartışmış ve eleştirmişti. Bilinç durumlarını (ruh) ve beyin süreçlerini (beden) doğal dünyadaki fenomenler olarak kabul etmiş; bilinçli durumları dizisi ve beyin süreçleri dizisi arasındaki terim uygunluğuna dikkatleri çekmiştir. Bununla birlikte, bir bilim olarak psikolojinin, ruh-beden ilişkisine dair bulduğu her şeyi kabul edemeyeceğini ancak hiçbir zorunluluk altında kalmadan onların varlığını açıklayabileceğini düşünmüştü.
İlk cildin geri kalan bölümü psikolojinin konusu ve araştırma metodlarıyla ilgilidir. James burada kendi bilinç görüşünü ve özelliklerini açıkça ortaya koymuştur.
İkinci cilt bir duyum davranışı ile başlar ve algı, inanç, muhakeme, içgüdü, irade hakkındaki bölümlerle devam eder. Son iki bölüm hipnoz ve psikogenesis (insan türünün ve insanın gelişimi) ile ilgilidir.
Psikolojinin Ana Teması: Bilince Yeni Bir Bakış
James İlkeler’in açılış cümlesinde “psikoloji, fenomenlerin ve bu fenomenlerin şartlarının, yani zihinsel yaşantının bilimidir”. Fenomen (phenomena) ve koşullar (conditions) ana tema açısından anahtar kelimelerdir. “Fenomen” ana temanın dolaysız yaşantılarda bulunduğunu belirtir; “koşullar” ise zihinsel yaşantıda bedenin, özellikle de beynin önemi ile ilgilidir.
James’e göre bilincin fiziksel altyapısı psikolojinin önemli bir parçasını oluşturur. James kendi doğal çevresindeki, yani fiziksel insandaki bilincin göz önünde bulundurulmasının öneminin farkındaydı. Bilinç üzerinde biyolojinin yani beyin faaliyetlerinin farkında olma James’in psikoloji yaklaşımının biricik özelliğidir.
James Wundtçu düşüncenin darlığına ve yapaylığına baş kaldırmıştı. Bu isyanın hemen ardından işlevselciler (ve Gestalt ekolü) tarafından ortaya konacak genel bir protesto beklenmişti. James deneyimler basit bir şekilde ne ise odur demişti, zihinsel eleman grupları veya bileşimleri değil. İçgözlemsel analiz yoluyla keşfedilen ayrı ayrı elemanlar, bu elemanların gözlemden bağımsız olarak var olduklarını göstermez. James psikologların deneyimleri içinde bulundukları sistematik psikoloji düşüncesinin (orada ne olması gerektiğine ilişkin) bildirdiklerine göre yorumladıklarını ispat etmeye çalışmıştı. Bir çay çeşnicisi, bu alanda eğitim görmemiş bireyin algılayamayacağı bir şekilde, bir tadın içerisindeki özel elementleri fark edebilir. Eğitimsiz birey çayı yudumlar ve sözde tat elementlerinin erimesini yaşar, oysa o tat artık tamamen bir karışımdır ve analize açık değildir. James benzer şekilde, bazı insanların bilinçli deneyimlerini analiz edebildikleri gerçeğinin, ortaya çıkan ayrı ayrı elementlerin, aynı deneyime maruz kalan herkesin bilincinde bulunacağı anlamına gelmediğini iddia etmiştir. James bu şekilde varsayımlar yapmanın “psikologların mantık hatası” olduğunu düşünmüştür.
James Wundtçu yaklaşımın kalbinde atan basit bireysel duyumların (yapısalcıların elementlerinin) bilinçli deneyimlerde bulunmadığını ilan etmişti. Bu duyumlar sadece oldukça dolambaçlı çıkarım veya soyutlama süreçlerinin bir sonucu olarak var olurlar. Bu kadar keskin olmayan ve belagatlı bir ifade ile James şunu yazmıştır: “hiç kimse hayatında basit bir duyumun kendisini yaşamamıştır. Doğumumuzdan bu yana bilinç çok çeşitli nesne ve ilişkilerle doludur ve bizim basit duyumlar dediğimiz duyumlar sadece ayırt edici dikkatin sonuçlandır” (1890, s. 224).
James psikoloji için yapay analiz ve bilinç yaşantılarının daha basit elemanlara indirgenmesi yerine, yeni bir program önerdi. Zihinsel yaşantının bir bütün olduğunu, akışları ve değişiklikleri ile bütün bir deneyim olduğunu iddia etti. James’in bilinç kavramının ana noktası bilincin “sürekli meydana geliyor” oluşu, ve bir ırmak gibi akıyor oluşudur. Zaten kendisi de bu özelliği açıklamak amacıyla “bilinç akışı” ifadesini kullanmıştır. Çünkü bilinç sürekli bir akış içerisindedir ve geçici olarak ayrı ayrı elemanlarına veya aşamalara bölmeye ilişkin her türlü girişim bilinci sadece saptıracaktır.
Bilincin bir diğer özelliği daima değişmekte oluşudur; hiç kimsenin bir durumu veya düşünceyi aynı şekliyle iki defa yaşaması mümkün değildir. Çevredeki nesneler tekrar ve tekrar ortaya çıkabilir, fakat uyandırdıkları duyum ve düşünceler birbirinin aynı değildir. Bir nesneyi birden fazla vesile ile çeşitli kereler düşünebiliriz ancak düşündüğümüz her bir zaman, araya giren deneyimlerin etkisi sebebiyle farklı olacaktır. Yani, bilinç birikimli bir süreçtir ve aynı şekilde yinelenmez.
Zihin de fark edilir şekilde süreklidir yani, bilincin akışında ani ve sert boşluklar yoktur. Zaman içinde boşluklar olabilir, örneğin uyku sırasında, ancak uyanmayla birlikte, kesilmeden önceki bilinç akışıyla bağlantı kurmakta güçlük çekmeyiz.
Buna rağmen zihnin bir diğer özelliği seçici oluşudur. Zihin pek çok uyarıcı arasından kimilerini süzgeçten geçirerek, diğerlerini birleştirerek veya ayırarak, arta kalanları seçerek veya reddederek hangisiyle karşı karşıya kalacağına karar verir. Bizler deneyim dünyamızın sadece küçük bir parçasına dikkatimizi verebiliriz ve James’e göre seçim kriteri uygunluktur. Zihin uygun olan uyarıcıyı seçer böylelikle bilinç mantıklı bir tarzda işler ve bir düşünce dizisi makul bir sona ulaşır.
Hepsinden önemlisi James bilincin amacı üzerinde durmuştur. Bilincin biyolojik bir faydasının olduğuna, diğer türlü var olmayacağına inanmıştı. Bilincin amacı veya işlevi bizim seçimler yapabilmemizi sağlayarak, çevremize uyum sağlar hale getirebilmektir. James bilinçli seçimlerle alışkanlıkları birbirinden ayırmıştı, alışkanlıklar bilinç dışı ve istemsiz oluşlardı. Organizma yeni bir problemle karşılaştığında ve yeni bir uyum yoluna ihtiyaç duyduğunda sahneye bilinç çıkar. Amaçlılık üzerinde önemle durma evrim teorisinin etkisini açıkça yansıtır.
Kendi bilinçli deneyimlerine ilişkin bilgisini artırmayla daima ilgilenmiş olan James bir defasında anestezi amacıyla kullanılan bir gaz olan nitrik oksidi içine çekerek bilinç sınırlarını genişletmeyi denemişti. Gazın etkisi altındayken evrenin kimi sırlarını cevapladığına ve büyük kozmik gerçeklerin mistik dışa vuruşunu yaşıyor olduğuna inanmıştı. Sabahleyin bu büyük gerçekliklerin neler olduğunu asla hatırlayamazdı ancak bir gece bir şeyler yazmayı becerebildi. Uyandığında masasına koştu aşağıdaki dörtlüğü yazmış olduğunu gördü:
Hogomaus, Higamous
Man is polygamous
Women is monogamous
(“Hogamous, higamous” kelimeleri herhangi bir anlam ifade etmez ancak ikinci ve dördüncü mısralarla ses uyumu oluşmasını sağlar. “Man is polygamous ” cümlesi “erkek çok eşlidir”, “Woman is monogamous” ise “kadın tek eşlidir” anlamındadır. Çev.Notu.)
James bunun üzerine deneylerine son verdi.
Psikolojinin Metodları
James’in psikolojinin ana teması hakkındaki düşünceleri çalışma metodları hakkında da ipuçları verir. Psikoloji hayli kişisel ve dolaysız bilinçle ilgilendiği için içgözlem temel bir araç olmak zorundadır. James bir kişinin zihninin incelenmesi yoluyla bilinç durumlarının araştırılmasının mümkün olduğuna inanıyor, içgözlemi doğal bir yeteneğin tatbikatı olarak görüyordu. James’e göre “bizim daima, ilk olarak ve en başta güvendiğimiz şey olan içgözlem zihinlerimizin içine bakmak ve orada neler keşfettiğimizi ifade etmektir. Bu şekilde bilinç durumlarını keşfettiğimiz konusunda herkes hemfikirdir.”(James. 1890. Sayı 1. sayfa 185). İçgözlem “bir an içinde geçmekte olan hayatın bile yakalanmasından, kısa süreli olayların ortaya çıktığı doğal çerçevede belirlenmesinden ve bildirilmesinden oluşuyordu. Ancak bu, metal aygıtların desteğiyle yapılan laboratuvar içgözlemi değildir; bir etkinin çabuk ve kesin bir şekilde, duyuları keskin ve duyarlı bir gözlemci tarafından durdurulup, dikkatin üzerinde yoğunlaştırılmasıdır” (Heidbreder, 1933. s. 171).
James içgözlemin zorluklarının ve sınırlamalarının farkındaydı ve içgözlemi, mükemmel gözlemden daha az bir şey olarak kabul etmişti. Bununla beraber içgözlem sonuçlarının doğruluğunun uygun kontrollerle ve birkaç gözlemcinin bulgularının karşılaştırılması yoluyla kanıtlanabileceğini düşünüyordu. Ve gerçekte kendisi deneysel metodun bir savunucusu olmamasına rağmen, deneyin psikoloji bilgilerine ulaşmada kullanılması mümkün bir başka yöntem olduğuna inanıyordu.
James deneysel ve içgözlemsel metodları tamamlamak amacıyla karşılaştırmalı psikolojinin kullanılmasında ısrarlı idi. James çocukların, hayvanların, eğitimsiz ve akli dengesi bozuk insanların araştırılması yoluyla psikologların, zihinsel yaşam içinde anlamlı ve faydalı değişimler keşfedebileceğine inanıyordu.
James’in metodlarının görüşülmesi yapısalcılarla yeni gelişmekte olan işlevselciler arasındaki temel farkı açık seçik ortaya koyar. Yeni Amerikan hareketi tek bir tekniğe -içgözleme- sıkıştırılmamıştı. Bu hareket diğer metodları da uyguluyordu ve bu eklektik yaklaşım psikolojinin alanını önemli ölçüde genişletmişti. Yöntembilimdeki bu çeşitlilik Darvin’in önemli miraslarından birisidir.
James psikoloji için pragmatizmin (yararcılık) değeri üzerinde önemle durdu. Bu pragmatik bakış açısının temel prensibi şudur: bir fikrin veya bilginin güvenilirliği, o fikir veya bilginin sonuçlarının göz önüne alınarak test edilmesindedir. Pragmatik bakış açısının yaygın bir ifadesi “bir şey işliyorsa doğrudur” şeklindedir (anything is T if it works). Pragmatizm fikri 1870’lerde bir filozof ve James’in ömür boyu arkadaşı olan Charles S. Peirce tarafından ilerletilmiştir. Ancak Peirce’nin çalışmaları, James’in 1907’de bir filozof olarak yaptığı en büyük katkılardan biri olan Pragmatizmi yazmasına dek çoğunlukla önemsenmemişti.
Heyecan Teorisi
James’in en ünlü teorik katkısı heyecanlarla ilgilidir. 1884 yılında bir makalede ve 6 yıl sonra İlkelerde yayımlanan teorisi heyecanlar hakkındaki mevcut düşüncelerle çelişiyordu. Heyecan deneyiminin fiziksel veya bedensel anlatımlardan önce geldiği varsayılmıştı. Geleneksel örnek -bir ayıyla karşılaşırız, korkarız ve koşarız- heyecanın (korku) bedensel anlatımdan (koşmak) önce geldiği fikrini gösterir.
James bunu tersine çevirmiş ve fiziksel tepkinin uyanmasının, heyecanın ortaya çıkışından önce geldiğini ifade etmiştir. Yani, biz ayıyı görürüz, koşarız ve ardından korkarız. Esasen heyecan, bedensel değişikliklerin ortaya çıkması sırasında hissedilenlerden başka bir şey değildir. Teorisini destekleyici bir kanıt olarak James içgözleme başvurmuştu. Buna göre eğer içgözlem sırasında kalp atış oranının ve kas geriliminin artması gibi bedensel değişiklikler ortaya çıkmazsa, heyecan yoktur demektir.
Eşzamanlı bir başka keşif olarak, Danimarkalı bir fizyolog olan Carl Lange 1885 yılında benzer bir teori yayımlamıştır. Bu ikisi arasındaki benzerlikten dolayı teori James-Lange teorisi olarak adlandırılmıştır. James’in heyecan teorisi pek çok tartışmaya yol açmış ve önemli ölçüde araştırmalar yapılmasına sebep olmuştur.
Alışkanlıklar
İlkeler’de alışkanlıklarla ilgili olan bölüm James’in fizyolojik etkilerin farkındalığı ile uyum içerisindedir. James alışkanlıkların sinir sisteminin işleyişini gerektirdiğini düşünmüş ve tekrarlanan faaliyetlerin sinirsel maddenin çeşitli şekillere kolayca sokulma özelliğini artırmaya hizmet ettiğini varsaymıştır. Sonuç olarak, sonraki tekrarlarda faaliyetlerin yerine getirilmesi daha kolaylaşır ve aynı faaliyetin yerine getirilmesi daha az dikkat gerektirir. James ayrıca alışkanlıkların çok önemli toplumsal anlamları olduğuna inanmıştı. Bunu sık sık alıntılar yapılan aşağıdaki paragrafta da belirtmiştir:
Sonuç olarak alışkanlıklar toplumun (düzenli bir şekilde işlemesini sağlayan) volanları, en değerli ve önemli araçlarıdır. Alışkanlıklar tek başına bizi emir ve yasaların sınırları içerisinde tutarlar ve şanslı çocukları fakirlerin kıskanç saldırılarından korurlar. Alışkanlıklar tek başına en zorlu ve itici toplumsal konumların nerdeyse orada bulunmak için yetiştirilmiş olanlar tarafından terk edilmesini önler. Balıkçının veya güverte tayfasının kış boyunca denizde kalmasını sağlar, madenciyi karanlıklarda tutar ve köylüyü karlı aylar boyunca çölün veya buzul alanların yerlilerinden koruyacak kütükten ıssız evine mıhlar. Bizi, hepimizi terbiye şeklimizden veya ilk seçimlerimizden kuvvet alarak hayat savaşını kavga ederek çözümlemeye ve hoşlanmadığımız bir uğraşıdan elimizden geldiğince yararlanmaya mahkum eder (s. 140). Çünkü bize uygun başka bir alternatif yol yoktur ve yeniden başlamak için artık çok geçtir. Alışkanlıklar farklı sosyal sınıfların karışmasını önler. 25 yaşındaki genç bir satış elemanında, genç bir doktorda ve genç bir hukuk danışmanında kendi mesleklerine yönelik konuşma ve davranış şekillerinin iyice yerleştiğini görebilirsiniz. Niteliklere, düşünce inceliklerine, önyargılara, işinden söz etme yollarına alışmak için tekrar edilen ufak tefek rol ayrımı sözcüklerine rastlarsınız, bir başka deyişle, artık yavaş yavaş kendi meslek kolundan kaçamayan insan birden bire yeni bir takım gruplara girer. Genellikle kaçmaması en iyisidir. Şurası gerçektir ki, 30 yaşla birlikte kişilik artık oturmuştur ve asla tekrar yumuşamaz. (1890, s.79)
Yorum
James ABD’nin ortaya çıkardığı en önemli psikologlardan birisidir. İlkeler büyük bir öneme sahipti ve bu kitabın yayımlanması psikoloji tarihi içerisinde büyük bir olay olarak ilan edilmiş, bir asır sonra ortaya çıkacak pek çok makaleye ilham kaynağı olmuştur (Donnelly, 1992; Johnson & Henley, 1990). Kitap binlerce öğrencinin görüşlerini etkilemiş ve psikologların yapısalcı görüşteki yeni psikoloji biliminden işlevselci düşünce ekolüne doğru yön değiştirmesine kaynaklık etmiştir.
James’in Mary Whiton Calkins’e yüksek lisans eğitimini tamamlamasına ve bu öğrencinin cinsiyet ayrımcılığından ve önyargıdan kaynaklanan engelleri aşmasına yardım etmesi dikkate değer noktalardır. Calkins daha sonra bellek araştırmalarında kullanılan ikili çağrışım tekniğini geliştirmiş ve psikolojiye önemli ve kalıcı bir hizmette bulunmuştur (Madigan & O’Hara, 1992).
Calkins Amerikan Psikoloji Demeği’nin (APA) ilk kadın başkanı oldu. 1906’da ABD’deki en önemli 50 psikolog sıralamasında 12. sırayı aldı ki, bu derece bir kadın olduğu için onu doktora programına almak istemeyen meslektaşlarından gelen büyük bir övgüydü (Furumoto, 1990). Calkins’in Harvard’a resmen kaydolmasına hiçbir zaman izin verilmedi, fakat James onu seminerlerine kabul etti ve Calkins’i kabul etme konusunda üniversiteyi sıkıştırdı. İdare bu ısrarlara direndi ve James Calkins’e şunları yazdı: “senin ve tüm kadınların şaşırtıcılığı başarmak için yeter. Senin başvurularının tüm engelleri aşacağını umuyor ve inanıyorum. Bu konuda yapabileceğim her şeyi yapacağım” (Benjamin’den alıntı, 1993, s.72). James’in çabalarına ve Calkins’in sınavının (James ve diğer öğretim görevlileri tarafından resmen idareye bildirilerek) “çok parlak” olarak nitelendirilmesine rağmen, Harvard bir kadına cinsiyetinden ötürü doktora derecesi vermedi.
Yedi yıl sonra, 1902’de Calkins, Wellsley’de bir profesör iken ve kendi bellek araştırmalarını yürütürken ilginç bir olay oldu: Harvard Üniversitesi kadınlara lisans eğitimi vermek üzere kurduğu Radcliffe Kolejine Calkins’i almayı teklif etti. Calkins Harvard’da iken mezuniyet gereklerini yerine getirmiş olduğunu ve Harvard’ın kendisinin kadın olması sebebiyle ona karşı ayrımcılık yaptığını hatırlatarak bu teklifi kabul etmedi. Harvard Calkins’in mezuniyet gereklerini yerine getirdiğini kabul etmemeye devam etli. Calkins’e daha sonra Columbia Üniversitesi tarafından fahri mezuniyet derecesi verildi (Denmark & Fernandez, 1992).
Kaynak:
SCHULTZ, Duane P.& SCHULTZ, Sydney Ellen  (2002) A History Of Modern Psychology