Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /home/felsefeatlasi/public_html/wp-includes/pomo/plural-forms.php on line 210
İbn-i Sina (980-1037) | Felsefe Atlası
Navigation Menu
İbn-i Sina (980-1037)

İbn-i Sina (980-1037)

İbn-i Sina (980-1037)

22 Ağustos 980-Haziran 1037

Afşana, Buhara, Özbekistan – Hamedan, İran

 

Ortaçağ âlim ve filozofları tarafından Eş-şeyhü’r reis takma adıyla bilinirdi, İbn-i Sina. Batının verdiği isimle avicenna, yani Filozofların Prensiydi. İbn-i Sina ortaçağ dünyasında bilim ve felsefe ile ilgili çalışmalarıyla tanınan büyük bir filozoftur. Aslen Belh’li olan babası Abdullah, Samani Hükümdarı Nuh b.Mansur döneminde Buhara’ya yerleşti. İbn-i Sina’da tarihlerin 980’i gösterdiği yıllarda Buhara yakınlarında Efşene köyünde dünyaya geldi. Babası Abdullah büyük bir ilim adamıydı, Felsefe, Geometri ve Hint Matematiğine hâkimdi ve zamanın büyük bilginleriyle ilim toplantıları yapardı. İbn-i Sina’da küçük yaşlarda bu toplantılara katılarak büyük bilginlerle tanışma fırsatı buldu ve felsefi konulara aşinalık kazandı. İbn-i Sina olağan üstü bir zekaya sahipti. Bu yüzden önce Kuran-ı Kerimi ezberledi, daha sonra dil, edebiyat, akait ve fıkıh öğrenimi görerek öğrenmeye ne kadar hevesli olduğunu gösterdi. Bu dönemlerde en büyük hocası ve kitaplarında adından sıkça bahsettiği dönemin ünlü hocalarından Hüseyin Ez-zahid ve Ebu Bekir el-berki’den dersler aldı. İbn-i Sina babasından felsefe ve aritmetik konusunda aldığı ilk bilgilerden sonra, Mahmut el-messah’dan babasının isteği üzerine hint aritmetiği üzerine eğitim gördü.

Daha sonra Bir dönem Buhara’ya gelen ünlü mantık âlimi Ebu Abdullah en- Natili babası Abdullah tarafından evlerinde misafir edilerek, İbn-i Sina’ya mantık konusunda dersler vermeye başladı. Ebu Abdullah en- Natili öğrencisi İbn-i Sina’yı aşırı istekli öğrenme azmi ve başarısı sonucu, onun ilimden başka bir uğraşla meşgul edilmemesi için babası Abdullah’a telkinde bulundu. Ebu Abdullah en- Natili’den mantık alanında yeteri kadar bilgi aldığını düşünen İbn-i Sina, kendi başına mantıkla ilgili eserler okumaya başladı. Bu eserler arasında ünlü yunanlı matematikçi Öklid’in Elementler adlı eseriyle, Batlamyus’un almagest adlı kitapları da vardı. Hocası Natili daha sonraki yıllarda Gürgenç’e geçince İbn-i Sina Metafizik alanlarına da ilgi duymaya başladı ve felsefenin diğer alanlarında da eserler okumaya başladı.

Felsefe ve metafizik konularında ki çalışmalarının yanında kendisini tam bir otorite olarak kabul ettireceği tıp alanında eserler okumaya başladı. Tıp alanında ki hocaları Yahya El Mesihi ve Ebu Mansur’dan ders aldıktan sonra kendi kendini yetiştirmeye başladı. Eczacılık konusunda da yetkin bir kişi olmayı başardı. Henüz 18 yaşında Samani hükümdarı Nuh b.Mansur’un hastalığını iyileştirerek saray doktoru olarak görevlendirdi. Böylece saray imkanlarından fazlasıyla yararlanma şansı buldu.

Samani devletinin çökmesi sonucu İbn-i Sina Buhara’dan ayrılarak, Gürgenç’e gitti. Burada  mahali bir emir olan Ali b.Me’mun onu yanına alarak, maaş bağladı. Emir’in sarayında biruni, İbn Irak gibi zamanın büyük bilginleri de vardı. İbn-i Sina bir dönem Gürgenç’te kaldıktan sonra, Gazneli Mahmut’un, Emir Ali b.Me’mun’a yazdığı mektup sonucu sarayına davet edildi. Fakat İbn-i Sina daveti kabul etmedi. Bunu üzerine gazneli Mahmur İbn-i Sina’nın resmini çizdirerek onu arattıysada bulamadı. Böylece İbn-i Sina için Gürgenç saray yılları bitmiş oldu. İbn-i Sina bir dönem Tus, Şakkan,Nesa, Cacerm gibi kentlere uğradıktan sonra, kabus b. Veşmgir ile buluşmak üzere Cürcan’a geçti. Fakat Veşmgir’in tutuklanarak hapse atılması sonucu, Dihistan’a geçmek zorunda kaldı. Daha sonra tekrar Cürcan’a dönen İbn-i Sina burada burada ölene kadar birlikte olacağı Ebu übeyd el cüzzani ile tanışır. Cürcan’da ilim dostu olan Ebu Muhammed eş-şirazi ona bir ev satın alarak İbn-i Sina’nın rahat etmesini ve ilim çalışmalarına devam etmesini sağladı. Cürcan’dan ayrılarak Rey’e giden, İbn-i Sina burada bulunan Büveyhi devleti tarafından saygı duyularak saray erkanı yanında kendisine yer verildi. Büveyhi devleti hükümdarı Şemsüddevle’nin hastalığını iyileştirmesiyle Büveyhi devletinin veziri unvanını kazandı. Şemsüddevle’nin ölümü üzerine devlet içerisinde çıkan karışıklık sonucu İbn-i Sina kendisine yöneltilen ajan suçlamaları sonucu kalede hapsedildi.hapista 4 ay kalan biruni, burada Hay b.yakzan adında kitabını yazdı. Daha sonra hapisten kurtularak Hamedan veziri Ebu talip el ulvi’nin evinde saklanmak zorunda kaldı. Esaret yıllarında dahi boş durmayan İbn-i Sina, El Hidaye, El Kulunç gibi kitaplarını yazdı. Daha sonra İsfahan’a gelen İbn-i Sina burada da kendisine saygın bir yer edinmesini bildi. İsfahan’da kaldığı uzun yıllar sonunda Kulunç hastalığına yakalanarak vefat etti.Kabri bugün Hamedan’dadır.

İbn-i Sina çok zeki, çalışkan ve azimli bir kişiliğe sahipti. Bunun yanında başarısızlıktan nefret eden bir karaktere sahipti. Öyle ki bir konuda bilgisi olmadığını söyleyenler olursa, hırs yapıp o konu hakkında kitap yazacak kadar bilgiye sahip olurdu. İslam felsefesinin en büyük bilginlerinden olmayı başaran İbn-i Sina özellikle kendisini varisi olarak gördüğü Farabi’yi hocası olarak kabul etmektedir.

İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça’dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça’ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir.

Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa’da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır… Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir.

Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Buçalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.

İbn-i Sina, fiziğin hareket, kuvvet, ışık ve ısı konularında eserler vermiştir. Aristo fiziğinin eksikliğini görerek, O’nun sürekli zorunlu hareketinin süreksiz zorunlu harekete dönüşümü hakkındaki görüşüne karşı çıkmıştır. Başlangıçta uygulanan kuvvetin ortadan kalkması ile cismin hareketini sürdürmesini “nesneye kazandırılan hareket etme isteği” (kasrî meyil) olarak düşünmüştür. İbn-i Sina bu kasrî meylin, cismin özelliğine (ağırlığına) bağlı olduğunu söylemiştir. Ağır olan cisimler hafif olanlara göre fırlatıldıkları noktadan daha uzağa giderler. Buna göre kasrî meyil ağırlık ve hızla orantılıdır: kasrî meyil = hız x kütle, bu da modern fiziğin momentum kavramıdır.

Çok eski dönemlerden beri görmenin, gözden çıkan ışınlarla gerçekleştiğini savunan “göz ışın kuramı”nı reddetmiştir. İbn-i Sina’ya göre, eğer ışığın algılanması kaynak tarafından yayınlanan bir çeşit parçacığın salınması nedeniyle ise, ışık hızı sonlu olmalıdır.

 

 

İbn Sina’nın felsefeye karşı ilgisi deney bilimleriyle başladı. Aristoteles ve Yeni-Platoncu görüşleri incelemekle gelişti. İslam ve Yunan filozoflarının görüşlerini yorumlayan ve eleştiren İbn Sina’nın ele aldığı sorunlar genellikle, Aristoteles ve Farabi’nin düşünceleriyle bağımlıdır. Bunlar da, bilgi, mantık, evren (fizik), ruhbilim, metafizik, ahlak, tanrıbilim ve bilimlerin sınıflandırılmasıdır.

İbn Sina’ya göre varlık, tasarlamakla bağlantılıdır. Bütün düşünülenler vardır ve var olanlar tasarlanabilen düşünülür biçimlerdir . Bu nedenle, düşünmekle var olmak özdeştir. Atomcu görüşün ileri sürdüğü nitelikte bir boşluk yoktur. Uzay ise, bir nesnenin kapladığı yerin iç yüzüdür. Varlık kavramı altında toplanan bütün nesnelerin değişmeyen, sınır ve niteliklerini koruyan belli bir yeri vardır. Devinme, bir nesnenin uzayda eyleme geçişidir.

Mantık insanı gerçeklere ulaştırmaz, yalnız birtakım yanılmalardan korur. Düşünme yetisi gerçeği kavramak için mantıktan geçici bir araç olarak yararlanır. Düşünme eyleminin sağlıklı olması için mantık, ilkeler ve kurallar koyabilir, anlıkta bulunan ve bilinen bilgilerden yola çıkarak, bilinmeyenleri saptama olanağı sağlar. Bu özelliği nedeniyle, mantık, düşünmenin genel kurallarını bulan, düzenleyen, bu kurallar arasındaki gerekli bağlantıyı ve birliği kuran bir bilimdir. Mantık kuralları, genel geçerlik taşıyan ve değişmeyen kesin kurallardır. Mantığın kavramlar ve yargılar olmak üzere iki alanı vardır. Her bilimsel bilgi ya kavram ya da yargılara dayanır. Kavram, ilk bilgidir ve terim ya da terim yerine geçen bir nesneyle kazanılır. Yargı ise, tasımla kazanılır.

Tümeller, bütün varlık türlerinin oluşumundan önce, Tanrı düşüncesinde, birer tanrısal kavram olarak vardır. Varlıkların oluş nedeni ve onlara biçim kazandıran tümellerdir. Tümeller Tanrı’da ussal olarak bulunan, nesnelerde ve bireylerde içkin olan, öteki de nesnelerin dışında ve anlıkla birlikte olan mantıksal tümel diye üçe ayrılır. Birinci türe giren tümel, metafiziği ilgilendirir. İbn Sina fiziği, metafiziğe giriş olarak düşünür.

Fiziğin konusu madde ve biçimden oluşan nesnelerdir. Biçim, maddeden önce yaratılmıştır. Maddeye bir töz özelliği kazandıran biçimdir. Maddeden sonra ilinek gelir. Biçimler maddeye, ilinekler ise, töze katılır. Doğal nesneler kendi öz ve nitelikleriyle bilinir. Bütün nitelikler de birinci nitelikler ve ikinci nitelikler olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci nitelikler nesnelere bağlıdır, ikinciler ise, nesnelerden ayrı olarak varlığını sürdürür. İbn Sina’ya göre, nesnel evrende bulunan güç ve devinimin temelini ikinci nitelikler oluşturur. Nesneler, kendilerinde bulunan gizli güçle devinime geçerler. Bu güç ise, doğal güç, öznel güç, tinsel güç olmak üzere üç türlüdür. Doğal güç, nesnede doğal biçim ve yerlerle ilgili nitelikleri taşır. Çekim ve ağırlık bu türdendir. Öznel güç, nesneyi devingen ya da durağan duruma getirir. Bunda da, bilinçli ya da bilinçsiz olma özelliği bulunur. Tinsel güç, herhangi bir organın, aracın yardımı olmaksızın doğrudan doğruya bir istençle eylemde bulunmaktadır. Buna, gökkatlarının özleri adı da verilir. İbn Sina’nın geliştirdiği bu güç kuramının kaynağı Aristoteles ve Yeni-Platonculuk’tur. Ancak, o bu güçlerin sonsuz olduğu kanısında değildir. Ona göre, zaman ve devinim kavramları da birbirine bağlıdır, çünkü, devinimin bulunmadığı, algılanmadığı bir yerde zaman da yoktur.

İbn Sina’nın felsefesinde, Aristotelesi’in geliştirdiği düşünce dizgesine uygun olarak, ruh kavramının önemli bir yer tuttuğu görülür. Ona göre, biri bitkisel, öteki insanla ilgili olmak üzere, iki türlü ruh vardır. İnsan ruhu, gövdeye gereksinme duymadan, doğrudan doğruya kendini bilir, bu nedenle, tinsel bir tözdür. Gövdeyi devindiren, ona dirilik kazandıran bu tözün başka bir özelliği de, yetkin düşünme yeteneği anlık olmasıdır. Düşünme eylemi yaratan ruhtur, o gövdeyi gerektirmez, ancak gövde var olabilmek için tini gereksinir. İnsan ruhu gövde biçiminde değildir, usa uygun biçimleri kavramaya elverişli bir töz olduğundan, gövdesel yapıda yer alamaz. Gövde, bölünebilen öğelerden oluşmuş bir bütündür, oysa tin, bir birliktir, bölünmeye elverişli değildir, sürekli olarak özünü ve birliğini korur. Tin, bütün izlenimleri gövde aracılığıyla alır, anlık yoluyla kavramları, kavramlara dayanarak usa vurmayı oluşturur. Bu yüzden, gövdeyle dolaylı bir bağlantısı vardır. Ancak, bu bağlantı tin için bir oluş koşulu değildir..

Yaratılış konusunda İbn Sina, varlığın sıralı düzeninde, “bir’den bir çıkar” ilkesine dayanır. İlk “bir”, zorunlu varlık, Tanrı’dır. O’nun varlığı yalnız kendisini gerektirir. Var olma, Tanrı’nın özünden gelen gerekimdir. İlk neden ilk gerçekliktir. Tanrı’dan ilk us ortaya çıkar. Çokluk bu usla başlar. Bundan da felek ve nefsin usları türer. Her ustan da, o usun özü ve cismi oluşur. Us cismi aracısız olarak devindiremeyeceği için, uslar sırasının sonunda etkin us, akıl bulunur. Ondan da dünya ile ilgili nesnelerin maddesi, cisimlerin biçimleri ve insan özleri doğar. Etkin us, tümünün yöneticisidir. Yaratılış önsüzdür ve yeri de maddedir. Madde, soyut ve tüm varlığın öncesiz olanı, nefsin eylem alanı, sınırı ve tüm parçaların kaynağıdır. İlk us, kendisini ve zorunlu varlığı bilir. Buradan ikilik doğar. İlk us kendinde olanaklı, ilk varlık için ise zorunludur. Her tikel feleğin ilk kımıldatıcısı vardır. İlk kımıldatıcıları eyleme sokan tinsel varlıklardır. Her feleğin de iyiliğini düşünen kımıldatıcı bir nefsi vardır. Nefsin eylemi, etkin usa ulaşır.

Evrenin varlığı, zorunlu olan, Tanrı’yı gerektirir. Başka bir varlığın etkisiyle var olan evren sonsuz olamaz. Devinme, nesnenin özünde saklı güçten doğar. Her nesnenin özünde devindirici bir güç vardır. Nesne kendini kendinin etkin öznesi değildir. Bu güç, nesneye biçim

Evren yaratılmıştır. Yaratıcı ve varedici Tanrı’dır. O Kelamcılar’ın dediği gibi özgün yapıcı değildir, zorunludur. İlk neden önsüz ve sonsuzdur. Evrenin yaratılması, Tanrı’nın daha önceden varoluşunu gerektirir. Evrenin bütününde yer alan gök katları tanrısal evrenin varlıklarıdır, bunların özleri meleklerdir. Madde dünyasında oluş ve bozulma vardır. Onların tanrısal niteliği yoktur. Bu yaratma olayı da bir fışkırmadır..

İbn Sina, gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkiledi. Gazali, özellikle, ruh anlayışında ondan etkilendi. İbn Sina’nın deneyci yanı, Gazali’yi kuşkuculuk’a götürdü. Yapıtları 12.yy’da Latince’ye çevrildi, ünü yayıldı. Tanrıbilimci filozof Albertus Magnus, tin ve us ile güçleri konusunda İbn Sina’dan yararlandı.

Böylece insanlık İbn-, Sina gibi bir düşünürden ne kadar çok şey öğreneceğini bilmiş oldu.

MEHMET SAVAN