Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /home/felsefeatlasi/public_html/wp-includes/pomo/plural-forms.php on line 210
Gazali (1058-1111) | Felsefe Atlası
Navigation Menu
Gazali (1058-1111)

Gazali (1058-1111)

Gazali (1058-1111)

1058-18 Aralık 1111

Doğum: Tus (Meşhed), İran – Tus, İran

Gazâlî’nin (1058-1111) asıl adı Muhammed’dir. Muhammed b.
Muhammed’in oğludur. İslam dinine yaptığı büyük hizmetlerden dolayı
İslam âleminde “İmam, Zeynü’d-Din, Hüccetü’l-İslam” gibi unvanlarla
anılır. 1058 (450) tarihinde Horasan’da, bugün adı Meşhed olan Tus şehri civarında “Gazale” köyünde doğmuş ve daha sonra doğduğu
köye nispetle Gazâlî adını almıştır. Onun Gazâlî, adını babasının
mesleği olan ve Arapça’da yün eğirme anlamına gelen “Gazzal” sıfatından
aldığı da kaynaklarda yer almaktadır. Ancak ağır basan görüş
doğduğu yere nispetle söz konusu adı aldığıdır. Bu görüşü amcasının
ulemadan olması ve “Büyük Gazâlî” adıyla tarihe geçmesi de desteklemektedir.
Çünkü amcasının, yün eğirme sanatıyla bir ilgisi yoktur.
Gazâlî, daha çocukken babasını kaybetmiş, babası öleceğine yakın
oğulları Muhammed ile Ahmed’i (Gazâlî ile küçük kardeşi) bir
sofiye teslim etmiştir. Onlara bıraktığı ve çok az olan malı bitince,
sofi geçimlerini sağlamak amacıyla onları bir medreseye yerleştirmiş-
tir. Sonraları Gazâlî, bu hadiseye işaret ederek “Biz Allah rızası için
ilim tahsiline başlamadık. Fakat ilim Allah rızası için olmaktan başka
bir amacı kabul etmedi” demektedir.1 Gazâlî’nin, meşhur bir âlim ve
sufi olarak bilinen, Ahmed adında bir erkek kardeşi ve birkaç tane
kız kardeşi olduğu rivayet edilir. Ayrıca Tus kasabasının âlimlerinden
biri olan, yaklaşık 1043 tarihinde vefat eden ve Ebu Hamid el Gazâlî
olarak anılan bir amcasının dışında onun ailesiyle ilgili kesin bir şey
bilinmemektedir.
Gazâlî, öğrenimini Tus’da yapmış, daha sonra Curcan’a giderek
orada Şafii fıkhının yanı sıra diğer ilimleri de öğrenmiştir. Buradan
memleketine dönerken yolda başından şöyle bir olay geçtiği kaynaklarda
yer alır: Beraber yolculuk yaptığı kervanın yolunu hırsızlar keserek,
bütün yolcuları soyar ve Gazâlî’nin, içinde notları bulunan
torbasını da alırlar. Gazâlî başkanlarına müracaat ederek, öğrenmek
için zaman harcadığı bilgilere ait notlarının torbada olduğunu ve bu
notların kendilerine hiçbir faydası olmayacağını söyleyerek geri verilmesini
ister.2 Başkan gülümseyerek, “elinden kâğıt parçaları alınınca
cahil kalıyorsun. Bilgi böyle mi olur?” der ve adamlarından torbanın
geri verilmesini ister. Bunun üzerine Gazâlî, Tus’ta üç yıl bu notları
ezberlemekle uğraşır. Sonra Nişabur’a giderek “İmamü’l-Haremeyn”
adını taşıyan büyük âlim Cüveyni’den ders almaya başlar. Bu sıralarda
daha genç yaşta iken eser telif eder. Hocası Cüveyni’nin ölümüne
kadar Nişabur’da kaldıktan sonra, Bağdat’a bağlı bulunan ve bugünkü
adı Samra olan “Serremen rea” şehrine gidip “Nizamü’l-Mülk”ün
ikram ve tazimine mazhar kalmıştır. 484 tarihinde Bağdat’taki “Nizamiye
Medresesi”nin müderrisliğine tayininden dört yıl sonra tedrisi
bırakarak, Şam’a gitmiş, iki yıla yakın burada kalmış, daha sonra
Kudüs ve Hicazı ziyaret ettikten sonra vatanına dönmüştür. On
sene kadar inzivada kaldıktan sonra 1105 tarihinde dönemin padişahı Melikşah’ın oğlu Mehmet Gıyaseddin, onu Nişabur’a davet etmiştir.
Orada yeniden tedrise başlayan Gazâlî, bilahare bu görevi de bırakarak
Tus’a dönmüştür. Yaptırdığı bir tekke ile bir medresede tedris ve
irşad ile meşgul olan Gazâlî, 14 Cemaziyelahir 505 (18 Aralık 1111)’de
vefat etmiştir. Mezarı Tus’da meşhur şair Firdevsi’nin mezarının karşısında
bulunmaktadır.3

Felsefeye Bakışı: Gazâlî’ye göre hakikati araştıranlar dört gruptan
ibarettir. Bunlar şöyle sıralanabilir: Birinci sınıf, rey ve istidlal sahibi
olduklarını iddia eden kelam alimleridir. İkinci sınıf, talim ashabından
olduklarını, hakikatleri “Masum İmam”dan öğrendiklerini söylen Batinilerdir.
Üçüncü sınıf, mantık ve burhan erbabı olduklarını iddia eden
felsefecilerdir. Dördüncü sınıf, Allah’ın huzurunda bulunduklarını, mü-
şahede ve keşf ashabından olduklarını iddia eden mutasavvıflardır.4
Kelam ilmini bitirdikten sonra felsefeye başladığını ifade eden
Gazâlî, bir ilmi son derecesine kadar öğrenmeyen kimsenin o ilimdeki
bozukluğu bilemeyeceğini ifade eder. Ona göre bir ilmin fasit olduğunu
iddia edecek kimse o ilimde en büyük âlim sayılan kimseye eşit olmakla
kalmayıp onun derecesini geçmeli ve onun kavrayamadığı derin
noktaları kavramalıdır. Ancak bu durumda o ilmin fasit olduğuna dair
iddiası doğru olabilir. Gazâlî’ye göre kelamcıların kitaplarında, felsefecileri
reddettikleri yerlerde onlardan aldıkları bilgiler vuzuhsuz, tenakuz
ve fesatla doludur. İlimlerin inceliklerine nüfuz ettiğini iddia edenler
şöyle dursun, cahil halktan bir kimse bile o sözlere kanmaz. Gazâlî,
felsefe öğrenimine ciddiyetle sarıldığını, bu konuda yazılmış kitapları
bir üstattan yardım görmeğe muhtaç olmadan okumaya başladığını
ifade ederek, Allah’ın, boş zamanlarındaki mütâalalarla iki seneden az
bir zamanda onu, bu ilmin en son derecesine muttali kıldığını söyler.5
Gazâlî, felsefecilerin fırkalarının çok, mezheplerinin farklı olduğunu
ifade etmekle beraber onları temelde dehriler, tabiiler ve ilahiler
olmak üzere üç kısma ayrır:
Dehriler, en eski felsefecilerden bir gruptur. Kâinatın tedbirli, âlim
ve muktedir bir yaratıcısı bulunduğunu inkâr ederler, onlara göre
âlem öteden beri kendiliğinden böylece vardır, bir yaratıcısı yoktur.
Hayvan meniden, meni de hayvandan meydana gelir. Öteden beri böyledir
ve böyle gidecektir.

Tabiiler, daha çok tabiat âleminden, hayvanların ve nebatın ilginç-
liklerinden bahseden gruptur. Tabiiler, “Hayvanların azasını teşrih
(cerrahlık)” ilmi ile çok meşgul oldukları için bu ilimde Allah’ın hayret verici sanatlarını ve yüksek hikmetlerini görmüşler, işlerin gayelerine
vâkıf, kadir ve hâkim bir varlığı itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Onlara
göre insandaki “Kuvvei âkile” mizaca tabidir ve mizacın bozulmasıyla
o da bozulur; bozulan, yok olan bir şey ise tekrar var olmaz. Bu
sebeple bunlara göre “Ruh ölür, bir daha dönmez” ve ahiret yoktur.
Onlar cenneti, cehennemi, kıyameti ve hesabı inkâr ederek, ibadet için
sevap, günah için azap olmayacağını iddia ederler.
İlahiler, daha sonra yetişen felsefecilerdir. Bunlardan biri Eflatun’un
hocası olan Sokrat’tır. Eflatun da Aristoteles’in hocasıdır. Bunlar Dehrilerle
Tabiileri reddederek, onların büyük hatalarını başkalarına söz
bırakmayacak şekilde açıklamışlardır. Sonra Aristoteles, Eflatun, Sokrat
ve daha önce yaşamış ilahilerin felsefesini reddederek, hepsinden
uzaklaşmıştır. Bununla beraber onların küfür ve bid’at sayılan bazı
fikirlerini kabul etmiş, kendini o gibi fikirlerden kurtaramamıştır. Bu
sebeple gerek bunları, gerek İbn Sina, Farabi ve başkaları gibi onlara
uyan İslam felsefecilerini tekfir etmek vacip olmuştur.6
Gazâlî’ye göre felsefi ilimler, elde etmek istediğimiz amaca göre, riyaziye,
mantık, tabiiye, ilahiye, siyasiye, ahlak olmak üzere altı kısma
ayrılır:
Riyaziye: Hesap, hendese (geometri) ve heyet (astronomi) ilimlerinden
ibarettir. Bunların hiçbirinde ne olumlu ne de olumsuz yönden dinle ilgili
bir şey yoktur. Bunlar akli delillerle ispat olunan şeylerdir. Anlaşılıp
öğrenildikten sonra inkârı gerekmez.7 Matematik bilimleri, matematik;
aritmetik ve geometrinin gerekliliklerine değil, bizatihi geometrinin ve
aritmetiğin kendileri hakkında düşünmektir. Aritmetik ve geometri akla
aykırı olmadıkları gibi, aklın onları inkâr ve ret etmesi de söz konusu
değildir.8 Matematik biliminin konusu; genel olarak nicelik, özel olarak
miktar ve sayılardır. Matematiğin temel dalları, geometri, aritmetik, astroloji;
alt dalları ise, optik, ağırlıklı tartma, cebir v.b. bilimlerdir.9
Mantık: Mantıkta da ne müsbet ne de menfi yönden dinle ilgili bir
şey yoktur. Mantık ilmi, kelamcıların ve ilim erbabının delile ait zikrettikleri
şeyler cinsindendir. Aralarındaki fark ifade şekilleri ve terimlerde
görülür.10 Felsefeciler mantık bilimleri alanında genellikle doğru bir
metoda dayanırlar. Mantıkçılar anlam ve amaçlarda değil, kavram ve
aktarımlarda hak ehline muhalefet etmektedirler. Onların amacı delil
çıkarma yollarını süslemektir11

Tabii İlimler: Bu ilimler, âlemdeki cisimlerdgazali filozofların tutarsızlığı ile ilgili görsel sonucuen yani göklerden, yıldızlardan,
yerdeki su, hava, toprak, ateş gibi basit cisimlerden; bitki,
madenler gibi mürekkep cisimlerden; bunların değişmeleri, dönüşümler
geçirmeleri sebeplerinden bahseder.12 Felsefeciler, tabii bilimleri
ilahiyat bilimlerinin önüne alır. Fakat Gazâlî, ilahiyat bilimini öne almayı
tercih eder. Çünkü ilahiyat daha önemlidir ve bu alanda fikir
ayrılıklar daha çoktur. İlahiyat, ilimlerin gayesi ve amacıdır.13
İlahi İlimler (Metafizik): Felsefecilerin en çok yanıldıkları meseleler
ilahi ilimlerle ilgilidir. Onlar mantıkta burhan için kabul ettikleri şartlara
hakkıyla riayet etmedikleri için aralarında birçok ihtilaf çıkmıştır.
Felsefecilerin ilahiyat konusunda yaptıkları hatalar yirmi esasa dayanır.
Üçü küfrü gerektirir; on yedisi İslam dinine göre bid’at sayılır.14
Felsefecilerin, metafizik alanındaki inançlarının çoğu gerçeğe aykırıdır
ve doğruları çok azdır.15 İlahi ilimlerin konusu en genel husus yani
mutlak varlıktır. Matematik ve tabii ilimlerin konusu olduktan sonra
varlığa ilişen hususlar, ilahi ilmin konusu olmaz. İlahi ilmin konusu,
varlığın bütün nedenlerini incelemektir.16
Siyaset: Felsefecilerin bu konudaki bütün sözleri “dünya işlerine
ait saltanat tarafından maslahata binaen kabul edilen tedbirler”
şeklinde özetlenebilir. Onlar, bu konudaki bilgileri, Allah tarafından
Peygamberlere gönderilen kitaplardan ve geçmişte yaşamış velilerden
nakledilen hikmetlerden almışlardır.
Ahlak: Felsefecilerin bu husustaki bütün fikirleri “nefsin sıfatlarını
saymak, ahlakını beyan etmek, bunların cins ve türlerini anlatmak,
kötü olanların düzeltilmesi için gereken tedbirleri almak ve mücahedede
bulunmak” tarzında özetlenebilir. Felsefeciler, bu bilgileri mutasavvıfların
sözlerinden almışlardır.17

Gazzali ve Dikkat Çektiği Bazı Meseleler – İbrahim ÇAPAK