Navigation Menu
Bursalı Mehmet Tahir (1861-1925)

Bursalı Mehmet Tahir (1861-1925)

Bursalı Mehmet Tahir Bey 

22 Kasım 1861- 10 Ekim 1924

Doğum: Bursa- Ölüm: İstanbul

 

Tahir Bey 22 Kasım 1861 tarihinde Bursa’da, böyle bir aile ortamında dünyaya gelir.
İlk tahsilini bitirdikten sonra Mülkiye Rüşdiyesi’ne girer. Aynı esnada Haraççıoğlu
Medresesi’nde de klasik eğitim alır. 1876’da Rüşdiye’den mezun olduktan sonra asker olması
istendiği için Askerî İdadî’ye verilir. Bu sırada Tahir Bey’in babası Rifat Bey Ruslarla
savaşmak üzere gönüllü asker olarak yazılır ve sefere katılır. Tahir Bey on beş-on altı yaşlarında
iken babası, Plevne yakınlarındaki bir çatışmada şehit düşer.

osmanlı müellifleri ile ilgili görsel sonucuTahir Bey 1880 senesi Eylülünde İdadî’yi birincilikle bitirir ve İstanbul Harbiye
Mektebi’ne gitmeye hak kazanır. Böylelikle Tahir Bey Bursa’dan ayrılır ve İstanbul’a geçer.
Harbiye Mektebi’ne devam eden Tahir Bey, bir yandan da manevi bir arayış içerisine girer.
Uzun arayışlar sonunda Melâmîliği seçer ve Tibyânü Vesâili’l-Hakâik yazarı Kemaleddin
b. Aburrahman Harîrîzâde’ye intisab eder.Aynı zamanda bir tasavvuf bibliyografı olan
bu kişinin Tarikatler Kamusu adında bir çalışması da vardır.Bir bakıma Tahir Bey, bibliyograflığını
bu hocasına borçludur. Ne var ki mürşidi ile birlikteliği fazla uzun sürmez.
Harîrîzâde 1299/1882’de beklenmedik bir şekilde vefat eder. Mürşidinin vefatından bir yıl
sonra Tahir Bey Harbiye’den mezun olur ve aynı yıl Manastır’a tayin edilir. Burada Mülkiye
Rüşdiyesi ve Mülkiye İdâdîsi’nde tarih ve hitabet dersleri vermeye başlar.11
Harîrîzâde’nin vakitsiz kaybına çok üzülen Tahir Bey’in Manastır’a tayini onun açı-
sından çok iyi olur ve gelişinin birinci yılında Harîrîzâde’nin Üsküp’te ikamet eden şeyhi
Nûru’l-Arabî’yi ziyaret ederek ona intisab eder. İki yıl sonra gerçekleştirdiği ikinci ziyaretinde de Manastır’daki “ihvân”a sohbet yapmak üzere kendisinden icazet alır. Mekteptekiderslerinde benimsediği farklı metoduyla kendini belli eden Tahir Bey, Melâmîlik yolundaki
faaliyetleri ile de kısa sürede çevrede tanınan birisi olur. Öyle ki, 1888’de şeyhinin
vefatından sonra artık bölgede Melâmîliğin önde gelen isimlerinden birisi olarak görülmektedir.12
Tahir Bey Manastır’da on dört sene görev yaptıktan sonra 20 Kasım 1897’de Üsküp
Askerî Rüşdiyesi coğrafya öğretmenliğine atanır. Terfi etmesi üzerine kısa bir zaman sonra
yine Manastır Askerî Rüşdiyesi’ne, bu sefer müdür olarak tayin edilir (26 Eylül 1898).
Manastır’da altı yıl daha kaldıktan sonra da Selanik Askerî Rüşdiyesi müdürlüğüne getirilir
(7 Eylül 1904) ve ertesi yıl da rütbesi binbaşılığa yükseltilir. Selanik’te şöhreti daha da artan
Tahir Bey, burada eski talebelerinden bir kısmı ve ilim erbabından önemli kişilerle bir
araya gelme imkânı elde eder.

II. Meşrutiyet’in ilanından önce Tahir Bey’in Selanik’teki gizli siyasi cemiyetlerle mü-
nasebet kurduğu bilinmektedir. O dönemde Selanik’teki cemiyetlerin durumu ve Tahir
Bey’in bunlarla ilişkileri hakkında çok farklı iddialar13 olmakla beraber, onun 1906 yılı
Eylülünde kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin kurucu üyelerinden olduğu bilgisi en
doğru olanıdır.14 On kişi olan bu kurucu üyelerin listesinde Tahir Bey’in ismi ilk sıraya
yazılmıştır. Bunun sebebi ise rütbece diğerlerinden üstün olmasıdır.15 Bu gibi etkinlikleri
ve Melâmî faaliyetleri dolayısıyla üzerine şüphe çeken Tahir Bey, kısa bir müddet sonra
rüşdiye müdürlüğü vazifesinden alınır (31 Ocak 1906).
Müdürlük görevinden azledilmesiyle birlikte Tahir Bey için öğretmenlik hayatı da son
bulur. Önce Yemen veya Irak’a gönderilme kararı çıksa da, İstanbul’daki dostlarının çabaları
sonucu Manisa, Alaşehir’e tayin edilir. Beş-altı ay sonra da Alaşehir ile irtibatı devam
etmek şartıyla İzmir’de görevlendirilir. Burada Divan-ı Harp azalığı ve ona bağlı olarak
çalışan tahkik memurluğu görevlerinde çalışır.17 Önceleri Tahir Bey sürgün edildiği için
üzülmüşse de burada aldığı tahkik memurluğu gibi bir görev bu üzüntüsünü gidermiş-
tir. Zira görevi icabı bölgede yaptığı geziler sonucunda yörede yetişmiş olan ilim adamları
hakkında birçok bilgi toplayabilmiş ve bunları bir kitap haline getirmiştir.18
1908’de meşrutiyetin ilanından sonra Tahir Bey, İttihat ve Terakki Partisi tarafından Bursa’dan aday gösterilir ve 17 Aralık 1908’de açılan Meclis-i Mebusân’da vekil olur. YineCemiyet tarafından, meşrutiyet konusunda halkı bilinçlendirme çalışmaları yapmak üzere,
daha çok Orta ve Batı Anadolu’daki çeşitli şehirlere gönderilir.19 Muallim Vahyî’nin ifadesine
göre Tahir Bey kendi isteği ile değil, cemiyetin bu husustaki kararı ve Bursalı hemşerilerinin
ısrarı üzerine vekil olmuştur. Bizzat kendisi; bir siyaset adamı değil, bir ilim
ve irfan adamı olduğunu söylemiş, siyasetin mizacına uygun olmadığını ifade etmiştir.20
Meclisin 1911 yılı sonundaki fesih kararı ile kapanan birinci faaliyet devresinden sonra
da vekillikten ayrılmıştır.21 Abdülbaki Gölpınarlı bu ayrılışın sebebi olarak; Tahir Bey’in
melâmî ihvanına dayanarak İttihat ve Terakki’den bir grup ayırmaya kalkışması ve başarısız
olmasını gösterir.

Askeri özlük hakları korunduğu için Tahir Bey, 27 Nisan 1911’de gönüllü redif alayı
kaymakamlığına yükselir. 1912’de Harp Dairesi Dîvânı-ı Harb üyesi, Ekim 1912’de Muhakemat
Dairesi üyesi ve Mart 1913’te tekrar Dîvân-ı Harb üyesi olur. Bu görev üzerindeyken
de yarbaylıktan emekli edilir (24 Ocak 1914).
Emekliye ayrıldıktan sonra İstanbul Çengelköy’de ikamet eden Tahir Bey, ilmi çalış-
malarına, dost sohbetlerine ve talebeleriyle görüşmeye devam eder. Tahir Bey için bu yılların
maddi bakımdan geçim sıkıntısı içinde geçtiği de ifade edilmektedir.24 Tahir Bey’in
son zamanlarında hafızası zayıflamış, bu nedenle bir müddet Üsküdar Zeynep Kamil
Hastanesi’nde, bir müddet de Cerrahpaşa’da tedavi görmüştür.25 Bu tedavi esnasında Zeynep
Kamil Hastanesi’nde vefat etmiştir.26 Vefat tarihi hakkında 1921’den 1929’a kadar farklı
rivayetler bulunmakla birlikte çoğunun hicri, rumi ve miladi tarihlerin birbirine karıştırılmasından
kaynaklanmış olduğu tahmin edilmektedir. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi’nde
yayınlanan vefat haberinden de açıkça anlaşıldığına göre Tahir Bey, 28 Ekim 1925’te vefat
etmiştir.27 Kabri Üsküdar’da, Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri Dergâhı’nın haziresindedir.

 

Osmanlı Müellifleri’nin vücuda gelmesi 25-30 sene gibi uzun bir süreç içerisinde gerçekleşmiştir.
Tahir Bey’i böyle bir çalışmaya iten sebep; o zamanlar batıda dile getirilmekte
olan, Türklerin tarih boyunca ilim ve düşünceye katkıda bulunmadıkları iddialarıdır.
Araştırmasına Balkanlar’da başlayan ve zaman geçtikçe hedefini büyüten Tahir Bey; XIV.
yüzyıl ile XX. yüzyılın ilk çeyreğini kapsayan zaman diliminde, Osmanlı coğrafyasında
yaşamış “erbâb-ı kemâl ve ma’ârif ”i tespit etmeye çalışmıştır. Eserini, her biri bir ilim dalına
tahsis edilmiş yedi bölüm halinde tertip etmeyi planlamıştır. Buna göre eserin bölüm
başlıkları; meşâyih (tasavvuf erbabı), ulemâ (şer’î ve filolojik ilimlerle uğraşanlar), şuarâ ve
üdebâ (şair ve edipler), müverrihûn (tarihçiler), etibbâ (tıpçılar), riyâziyyûn (riyazi ilimlerle
uğraşanlar) ve coğrâfiyyûn (coğrafyacılar) şeklindedir. Ne var ki Tahir Bey, ömrünün
son döneminde sağlığının el vermemesi nedeniyle ancak altı bölümünü vücuda getirmeye
muvaffak olabilmiş, coğrafyacılar bölümünü yazamamıştır. Bunun yerine Necip Asım
Bey’in konuyla ilgili hazırlamış olduğu bir makale ve tabloyu birkaç değişiklik ve eklemelerle
eserin sonuna ilave etmiştir. Bu tabloda coğrafyaya dair 171 eser ve müellifinin ismi
bulunmaktadır. Bu ilave ile birlikte toplam olarak eserde, iki bine yakın müellif ve dokuz
binin üzerinde de eser adı geçmektedir.

Tamamı: Bursalı Mehmed Tahir: Hayatı, Eserleri ve Bibliyografya
Üzerine Düşünceleri- Ahmet Yasin TOMAKİN