Navigation Menu
Beşir Fuad (1852-1887)

Beşir Fuad (1852-1887)

Beşir Fuad 

1852 – 5 Şubat 1887

Doğum-Ölüm: İstanbul

Beşir Fuad , pek çok alana yayılmış bilgi birikimi ve bu birikimden beslenerek pozitif bilimler ve edebiyat alanında dile getirdiği düşünceleri ile yaşadığı dönem Osmanlı fikir atmosferinde farklı duran, farklı addedilmiş bir Osmanlı aydınıdır.
Söz konusu farklılık; benimsediği Batılı değerlerin içeriğiyle ilgili olduğu kadar, üzerine fikir yürüttüğü tüm konularda bu değerlerin
temel referans olarak varlığını koruması ile de ilgilidir. Dolayısıyla Fuad’ı Osmanlı ilk aydın kuşağından ve çağdaşlarından ayıran, içeriye aktardığı fikirlerin yeniliği ve bu fikirleri ilgi alanlarının tamamına yayarak kendi içerisinde tutarlı bir söyleme dönüştürmesidir. Maddi varoluşa ve pozitif bilimlerin maddi varoluşun temel yasalarını ortaya çıkarmada en geçerli bilgiyi vereceğine duyduğu inanç
nedeniyle, M. Orhan Okay’ın “… bilgili, bilinçli ve tereddütsüz olarak bir materyalist ve pozitivist olarak telakki etmeliyiz…”dediği Fuad,
kendisinden önce her iki fikir akımından yüzeysel olarak yararlanan İbrahim Şinasi ve Ahmet Mithat Efendi gibi Osmanlı aydınlarının
varlığına karşın, söz konusu bilgi birikimine kapsamlı ve detaylı bir biçimde hakim olması ve dünya görüşünün merkezine koyması ile
alışılmışın ötesinde bir aydın profili çizmiştir. Bu noktada Fuad’ın aydın kimliğini doğru çözümleyebilmek için aldığı eğitim ve
beslendiği kaynaklara eğilmek gerekmektedir.

 

-Beşir Fuad’ın Aldığı Eğitim ve Beslendiği Kaynaklar Beşir Fuad, anne ve baba tarafından pek çok üyesi merkez ve taşra teşkilatlarında çeşitli kademelerde idarecilik görevi yapmış bir aileye mensuptur.Sahip olduğu imkânlar kendi kuşağı içerisinde ortalamanın üstünde bir eğitim görmesini sağlamıştır. Fuad ilk olarak, çoğunluğun gittiği ve dini ağırlıklı derslerin okutulduğu sıbyan mektebine değil, Batılı bir anlayışla eğitim veren İstanbul Fatih Rüştiyesi’ne gönderilmiştir. Burada sıbyan mekteplerindeokuyan emsallerinden farklı olarak gördüğü matematik ve coğrafya gibi dersler, pozitif bilimlerle küçük yaşlardan itibaren tanışmasını sağlamıştır. Fatih Rüştiyesi’nin ardından, babası Hurşid Paşa’nın Suriye’de görevlendirilmesi nedeniyle Cizvit Mektebi’ne devam ettiğini ise ölümünden kısa bir süre sonra biyografisini kaleme alan Ahmet Mithat Efendi aktarmaktadır.21 Dünyanın pek çok coğrafyasında olduğu gibi Osmanlı topraklarında da Hristiyan misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde açılan ve Fransız kültürü ağırlıklı eğitim veren bu okullar, Batılı bilimlere yer veren bir müfredata sahip olmuşlardır. Hangi yıllar arasında devam ettiğine dair kesin bir bilgi olmamasına karşın, Fuad’ın ilerleyen zamanlarda üzerine eğileceği konularda Cizvit Okulu’nda aldığı eğitimin etkisinin olduğu söylenmelidir.

Fuad, eğitiminin ilk iki aşamasından sonra 1867’de askeri idadiye, 1871’de ise Mekteb-i Harbiye’ye devam etmiştir. Buralarda ilim tahsiline, özellikle pozitif ilimlerin öğretilmesine, sivil eğitime kıyasla daha fazla önem verildiği açıkça görülmektedir.” Nitekim askeri idadilerin ve Mekteb-i Harbiye’nin ders programlarında modern savaş eğitimi dışında aritmetik, coğrafya, Fransızca, cebir, geometri, kimya, fizik, tarih gibi dersler bulunmaktadır. Her iki okulda da yerli ve Batılı hocalardan oluşan bir öğretim kadrosuyla verilen eğitimde fen bilimlerine ve yabancı dile ayrılan yer, Osmanlı ordusunun Batılı bilimsel ve kültürel değerlerin en önemli aktarıcılarından biri olduğu yorumuna imkân vermektedir. Bu nedenle Fuad, askeri okullarda geçirdiği yıllar içerisinde gelecekte bir yetişkin olarak savunacağı fikirlerin alt yapısını oluşturma imkânına erişmiştir. Genel olarak bakıldığında arka planını Tanzimat Dönemi’nin oluşturduğu bu eğitim hayatı Fuad’ın, Osmanlı ilk aydın kuşağının yabancısı olmadığı geleneksel bakış açısından azade bir
Batılı formasyona sahip olmasını mümkün kılmıştır.  Fuad’ın Cizvit Okulu ve askeri okullarda aldığı Fransızca yabancı dil bilgisine zamanla Almanca ve İngilizce’yi de eklediği bilinmektedir. Bu özellik onu, kendi nesli içerisinde belki de tek örnek haline getirmiştir.23 Bu donanımla Fuad, Avrupa’daki bilimsel ve edebi tartışmaları yakından takip etme imkânı bulmuş ve Batılı bilgiye dair yüzeysel bir düzeyin ötesine geçmiştir.

Sahip olduğu yabancı dil bilgisinin kendisine sağladığı üstünlüğü Ahmet Mithat Efendi, “… Fuat bildiği lisanları öyle dört satırı kekeleyerek okur ve bahusus yanlış okur ve daha fenası büsbütün yanlış anlar bazı üdebamız gibi değil, yine o lisan erbabı, hem de mütefenninleri gibi bildiğinden tetebbu ve tetkik edeceği mesailin akşam külliyen cahili bulunsa yarın a’lem-i uleması olmak Fuat’ın elindeydi…” sözleriyle aktarır.

Fuad yabancı dillere hâkimiyetini entelektüel merakıyla birleştirmiş, Doğu bilgi birikimine mesafeli ve yüzünü tamamıyla
Batı’ya dönmüş bir Osmanlı aydını olarak fizyoloji, tıp, biyoloji, psikoloji, matematik, fizik, astronomi, sosyoloji, felsefe, tarih,
edebiyat gibi pek çok alanda, Batı uygarlığını kavrama yolunda kapsamlı okumalar yapmıştır. Konuyla ilgili olarak Ahmet Mithat
Efendi Beşir Fuad biyografisinde “… hanesi gazetemize pek yakın olmakla beraber hiç evine gitmemiş ve kütüphanesini görmemiş isem
de kariben metrukatında görüleceği üzere gayet iyi intihap olunmuş mükemmel bir kütüphanesi varmış…” der. Kütüphanesinin
ölümünün ardından dağılması, beslendiği kaynaklar üzerine ayrıntılı bir çalışma yapılmasını imkânsızlaştırmıştır. Ancak yazdığı eserlerde ve özellikle kendisinden çeşitli alanlara dair okuma önerileri isteyen Selanikli Fazlı Necip ile mektuplaşmalarında ismini andığı bilim adamları ve yazarlar bu konuda bir fikir vermektedir.

Beşir Fuad’ın okuma ve araştırma alanlarının genişliğine karşın, fen bilimlerine daha fazla önem verdiği görülmektedir. Bu
eğilim, sosyal bilimler ya da edebiyatla ilgili bir konuda fikir yürütürken fizyoloji, tıp, fizik, kimya ve biyoloji bilgisine atıfta
bulunmasından da anlaşılmaktadır. Fen bilimleri alanında yararlandığı isimler ve eserlere genel olarak bakıldığında ilk göze
çarpan isim deneysel tıbbın kurucusu kabul edilen ve Tıpta Tecrübe Usulünün Tetkikine Giriş kitabının yazarı Claude Bernard (1813-
1878)’tır. Fuad’ın üç cilt olarak çıkarmayı planladığı; ancak 1886 yılında sadece ilk cildi basılan Beşer adlı eserinde dile getirdiği “…
fizik, kimya ilimlerindeki mekanizmanın aynısının hayat ilminde  (biyoloji) de mevcut olduğu…” tezi Bernard okumalarından
gelmektedir. Kitapları dışında pek çok makalesinde de yer vermesi nedeniyle Bernard’ın eserlerinin Fuad için temel kaynaklardan biri
olduğu söylenmelidir. Bunun yanında Fuad’ın 1884 yılında çıkardığı, bilimsel ve edebi konularda yayın yapan Güneş dergisinin hemen
tüm sayılarında tefrika edilmiş olan Bir Lokma Ekmeğin Tarihi adlı eser ve yazarı Fransız fizyolog Jean Masse de önemli
kaynaklarındandır. Sindirim sisteminin herkesin anlayabileceği bir dille kaleme alındığı bu çalışmanın Fuad tarafından Türkçe’ye sade
bir dille çevrilmesi, “… ilmi halka indirmek gayretini…” taşıdığını göstermesi açısından önemlidir. Bedenin işleyişi ile ilgili olarak
Fuad’ın ismini andığı bir diğer fizyolog ise ilk cildini 1885 yılında çıkardığı Victor Hugo biyografisinde “… beynin görevleri konusunda
pek çok deneylerde bulunmuş, bilime ve fenne büyük hizmetler etmiş…”28 dediği Pierre Flourens (1794-1867)’tir. Fuad’ın zekâ
üzerine yazdığı ve 1886 yılında Saadet dergisinde çıkan Fart-ı Zekâ adlı makalesinde Flourens’in deha tanımını kullandığı görülmektedir. Biyografide Flourens’in Fransız dilinin korunması amacıyla faaliyet yürüten Fransız Akademisi’ne üye olarak seçilmesini haklı gördüğünü belirtmesi ise Fuad’ın fizyologu yakından takip ettiğinin göstergesidir.

Fuad’ın eserlerinde değindiği bu isimler, farklı kişilere önerdiği okuma tavsiyelerine de yansımıştır. Victor Hugo biyografisini okuduktan sonra zihninde beliren bazı soruları Fuad’a yazdığı mektuplar aracılığıyla soran ve ondan aldığı cevaplarla yazı hayatına yeni bir yön veren Selanikli Fazlı Necip (1864-1932)’in Fuad’ın ölümünden sonra cevaplarıyla birlikte yayınladığı Mektubat, anılan isimlerin dışında pek çok ismin olduğu bir okuma listesini içerisinde barındırmaktadır. Bu listeye bakıldığında “…büyük harflerle basılı olan konu başlıklarını ve genel açıklamaları bilmek, şimdilik yeterlidir…”29 dediği Fransız fizikçi Adolphe Ganot (1084- 1887) ve üç ciltlik Fizik Bilimi eseri, ardından okunursa terimlerinin anlaşılmasında güçlük çekilmeyeceğini belirttiği İtalyan asıllı Fransız kimyager Faustino Malaguti (1802-1878)’nin üç ciltlik Kimya’sı, Fransız astronom Camille Flammarion (1842-1925)’un Halk İçin Astronomi’si, Louis Figuier (1819-1894)’in İlmin Harikuladelikleri adlı dört ciltlik çalışması vardır. Necib’in fen bilimlerine dair sağlam
bir temel oluşturabilmesi için bu kaynak eserleri okuması gerektiğini söyleyen Fuad, ilerleyen mektuplaşmalarında özel yeteneğin kalıtım yoluyla geçip geçmediği bahsinde Fransa’da psikolojinin kurucuları arasında sayılan Frederic Paulhan (1856-1931)’ın Beynin Fizyolojisi ve deneysel psikolog Theodore Ribot (1839-1916)’nun Psikolojik Kalıtım eserlerini anar. Necib ile suç ve suçluların nasıl
cezalandırılması gerektiği üzerine yaptıkları fikir alışverişinde ise Fransız krimonoloji bilgini Gabriel Tarde (1843-1904)’ın Mukayeseli
Suçluluk Bilgisi adlı eserinin ismini verdiği görülmektedir. Beşir Fuad; fen bilimleri içerisindeki fizik, kimya, biyoloji, tıp,
fizyoloji ve pozitivist ilkelerden hareket eden deneysel psikoloji ile doğanın ve insan merkezde olmak üzere canlıların yapısını anlamaya
çalışmış, bu alanda Batılı bilim adamlarının çalışmalarından yararlanarak araştırma ve okumalar yapmıştır. Fuad’ın merkeze
aldığı fen bilimleri aracılığıyla sahip olduğu düşünceler aydın kimliği açısından belirleyici olsa da kendisini tek başına bu alanla
sınırlamadığı, felsefe ve sosyal bilimler alanında da dönemine göre kapsamlı ve detaylı bir bilgi birikimine sahip olduğu görülmektedir.
Bu bağlamda Fuad’ın ilgili alanlarda beslendiği isimlere bakmak da önemlidir.

Fuad için “… maddenin evrensel yasalarını popüler bir dille açıklayan…” Alman felsefeci Ludvig Büchner (1824-1899) ve Madde
ve Kuvvet isimli eseri önemli bir yere sahiptir. Özellikle 1880’lerden itibaren Osmanlı kültür hayatına dâhil olmaya başlayan materyalist felsefenin temel kaynaklarından biri olan bu eser, “… maddenin ölümsüz niteliği ve evrende kendiliğinden doğa yasalarına bağlı kalarak var olduğu ilkesini…”31 işlemektedir. Beşir Fuad’ın geleneksel edebiyatın temsilcisi addedilen Muallim Naci ile dil, şiir, dönem edebiyatında hâkim olan eski-yeni tartışmaları gibi pek çok konuda fikir alışverişinde bulundukları ve İntikad ismiyle yayınlanan mektuplardan birinde:

“… Mevcudatın herhangi birini tetkik edecek olsak evvelemirde iki şey nazar-ı dikkatimizi celb eder:
Madde ve kuvvet! Şu iki kelimenin haiz olduğu ehemmiyeti takdir edebilmek için o nam ile zuhur eden  bir kitabın âlem-i felsefece bir tarih-i teceddüt teşkil eylediğini beyan etmek kâfidir.”

diyerek Bücher’in eserine övgü dolu bir atıfta bulunduğu görülmektedir. Fuad olgular üzerine kurulu bu felsefe anlayışıyla
tutarlı olarak, pozitivizmin kurucusu olan Auguste Comte (1798-1857) ve takipçisi Emile Littre (1801-1881)’nin de benzeri bir
övgüyü hak ettiğini düşünmüştür. Necib’e yazdığı mektuplardan birinde “…sırası geldiği zaman… gerekli eserlerini size
önereceğim…”33 diyen Fuad, bu eserlerin etki ve fayda bakımından üstünlüğünü ve dönem entelektüelleri tarafından aşırı saygı ile
karşılandıklarını belirtmiştir. İki ismin toplumsal gerçeğin; deney, gözlem ve akıl yürütmeyle kavranabileceğine dair pozitivist bir
anlayışı temsil etmeleri ve dolayısıyla fen bilimleri alanındaki prensiplerin sosyal bilimler alanında da geçerli olduğunu
savunmaları, Fuad’ın pek çok yazısında kendilerine atıfta bulunmasını sağlamıştır. Bunun yanında Comte’un bir diğer takipçisi
ve Charles Darwin’in evrim teorisini toplumsal alana adapte eden Herbert Spencer (1820-1903) da Fuad’ı besleyen sosyal
bilimcilerden biridir. Fuad, 13 Aralık 1886 tarihinde Saadet gazetesinde yayınladığı “Menemenlizade Tahir Beyefendi’nin Gayret’in
29, 30, 31, 33 Numrolu Nüshalarındaki Makale-i Cevabiyeye Cevap” adlı makalesinde, Spencer’ın güzel sanatlar alanında verilmiş gerçeğe aykırı eserleri bilime de aykırı olmalarından dolayı eleştirmesini olumlayarak aktarmıştır.34 Bu yaklaşımla bağlantılı olarak aynı makalede Fuad, insani duygulardan biri olan aşkın şairlerin ya da ediplerin hayali ve abartılı özellikler arz eden eserlerine müracaat edilerek değil, bilimsel bir bakış açısıyla açıklanabileceğini söylemiş ve bu konuda okunabilecek isimler arasında Spencer’ı da saymıştır. Böylece somut gerçeklerden hareket eden pozitivist anlayışın kendisi için önemini bir kere daha vurgulamıştır. Nitekim pozitivist anlayışın serpildiği 18. yüzyıl Aydınlanma Dönemi’ne yakın bir ilgi göstermesi de bu nedenledir. Filozof olmayı, bir insanın entelektüel manada gelebileceği en üst seviye olarak gören Fuad, bilgece düşüncelere sahip her insanın filozof olarak anılmasına eleştirel yaklaşmıştır. Ona göre filozof, “… var olan tüm bilim ve fenni bilen ya da sahip olan,bunu ciddi eserlerle göstermiş olan kişidir.”   Bu bağlamda Aydınlanma Dönemi’nin önde gelen isimlerinden Denis Diderot (1713-1784) ve Jean le Rond D’Alambert (1717-1783)’i 18. yüzyılın filozofları arasında saymıştır. Fuad’a göre, on yedi ciltlik I’ Encyclopédie (Ansiklopedi) eserini çıkaran ve Batılı ilk aydın kuşağın öncüleri haline gelen Diderot ve D’Alambert, pozitif bilimleri rehber edinir tutumlarıyla söz konusu mertebeyi hak etmişlerdir. Nitekim Fuad I’ Encyclopédie ile 18. yüzyılda bilimlerin ve gerçeklerin önem kazandığını ve uygarlık ateşinin gittikçe artarak çevreye ışık saçmaya başladığını söylemiştir.36 Bu değeri atfettiği söz konusu eser içerisinde edebiyat ve felsefe konularında birçok yazı kaleme almış bir başka isim ise Fuad’ın “… gerek yaşı, gerek şöhreti ve gerek çalışma gayreti sayesinde bunların
reisi oldu…”37 dediği MarieArouet de Voltaire (1694-1778)’dir. 1886 yılında yayınladığı biyografisinde Voltaire’in edebiyat, tarih, felsefe ve diğer konularda bir yenilikçi olduğunu söyleyen Fuad, 18. yüzyıla ‘Voltaire Yüzyılı’ denmesinin isabetli bir saptama olduğunu savunmuştur. Fuad’a göre Voltaire bu mertebeye “…en büyük şair olmakla beraber ilimlere ve fenlere vukuf ne derece mümkün ise o dereceye ulaşmış; hikemi düşüncelerde ne derece ileri varmaya yüzyılının hali uygun ise oderece ileri gitmiş, kimseden geri kalmamış…” şahsiyetiyle gelmiştir.

Fuad’ın felsefe ve sosyal bilimler alanında atıfta bulunduğu isim ve eserler göz önünde bulundurulacak olursa fen bilimlerinden
beslenen dünya görüşüyle tutarlı bir bilgi birikimini önemsediği ve bu bilgi birikimine sahip olmak için söz konusu alanlarda ayrıntılı bir araştırma ve okuma yaptığı anlaşılmaktadır. Fuad sahip olduğu toplam bilgi birikimini, 1883 yılından öldüğü 1887 yılına kadar süren yazı hayatında telif ve tercüme 14 kitap dışında, 200’den fazla makale ile topluma aktarma gayreti içerisinde olmuştur. Bu çerçevede 1883’te “… siyaset ve mezheplerden başka her şeyden bahseden…” Envâr-ı Zekâ mecmuasında, 1884’te edebi ve fenni konulara yer veren bir dergi olarak kendisinin çıkardığı; ancak farklı eğilimlere sahip yazı kadrosunun birbirleriyle ihtilafa düşmesi ile dört sayı devam edebilen Hȃver dergisinde, aynı yıl imtiyaz sahibi olarak “…hemen tamamıyla fenni konulara dair yazıların neşredildiği…”40 Güneş dergisinde, önceleri fenni ardından edebi konular olmak üzere 1885’te Tercüman-ı Hakikat ve 1886’da Saadet gazetelerinde pek çok makale kaleme almıştır. Fuad; Beşer, Victor Hugo, Voltaire, Bir Lokma Ekmeğin Tarihi gibi telif ve tercüme eserler yanında söz konusu makaleleriyle gözlemlenebilir olan dünyayı ve bu dünyayı anlamaya çalışan pozitif bilimleri merkezine alan ve hayatın her alanında rehber edinen bir bakış açısını Osmanlı toplumuna tanıtma ve benimsetme gayretinde olmuştur.
Beşir Fuad’ın aldığı eğitim ve beslendiği kaynakların ortaya çıkardığı aydın kimliği farklı addedilmesine neden olsa da içinde
yaşadığı dönem Osmanlı’sından ayrı ele alınamaz. Yaşanan mali, idari ve askeri sorunlara çözüm olarak benimsenen Batılılaşma
siyasetinin, 1839 yılında başlayan Tanzimat Dönemi’yle başta eğitim  kurumları olmak üzere devlet içerisinde daha fazla dolaşıma girmesi ve toplumsal alanı da kapsayarak bir tartışma atmosferine imkân vermesi bu açıdan önemlidir. Söz konusu değişim ve yarattığı
koşullar, düşünceleri ve savunduğu fikirleri ile Fuad’ın varlığını bir anlamda mümkün kılmıştır. Özellikle Genç Osmanlılar adı altında
Osmanlı ilk aydın kuşağını meydana getiren İbrahim Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın Batılılaşmayı kültürel tarafları ile de benimsenmesi gereken bir birikim olarak görmeleri ve toplumsal dönüşüm adına yerli basının oluşumuna yaptıkları katkılar, Beşir Fuad’ın yazı hayatını şekillendiren bir miras olarak görülmelidir. Fuad’ın yazı hayatı; Şinasi, Kemal ve Ziya Paşa’nın siyasi ve kültürel faaliyetlerini yürüttükleri Tanzimat Dönemi’nin sonrasına, 2. Abdülhamid Dönemi’ne denk gelmektedir. 2. Abdülhamid’in  meşrutiyeti ilan edeceğini söyleyerek tahta çıkmasından kısa bir süre sonra Meclis-i Mebusan’ı kapaması ve Kanun-i Esasi’yi yürürlükten kaldırması, kendisinde merkezileşen ve 1909 yılına kadar devam edecek güçlü bir yönetimi beraberinde getirmiştir. Bu durum, 1860’lardan itibaren yurt içi ve yurt dışında çıkardıkları gazetelerde kaleme aldıkları yazılarla Ali ve Fuad Paşaların sert tondaki
yönetimlerine eleştiriler yönelten ve meşrutiyetin ilanını isteyen Genç Osmanlıların talep ettikleri değişimin boşa çıkması olarak
düşünülmelidir. Nitekim 2. Abdülhamid’in benimsediği İslamcılık siyaseti ile pekiştirdiği ve inisiyatifin tamamıyla kendisinde
toplandığı bir yönetim uygulamaya başlaması, uzunca bir süre muhalif seslerin duyulmasına da engel olmuştur. 2. Abdülhamid, Batılılaşma siyaseti çerçevesinde Tanzimat Dönemi’ndeki gibi bir tartışma atmosferinin varlığına sıcak bakmamış, Batı’yı referans alarak içeride uygulanması gereken değişikliklere yönelik taleplerde bulunan bir aydın kitlenin yönetimi için tehlike olacağını düşünmüştür. Ancak bu durum, 2. Abdülhamid Dönemi’nde Batılı bilgi ile temasın koparıldığı anlamına gelmemelidir. Padişah, siyasi
Batılılaşmaya mesafeli yaklaşırken kültürel Batılılaşma konusunda özendirici bir tavır sergilemiştir. Hilmi Ziya Ülken Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi adlı eserinde dönemin, Batı’ya dair bilinmeyen bütün yeni bilgiden  haberdar

olma ve toplumu haberdar etme gibi bir eğilim içerdiğini söylemiş,  bunun “… Abdülhamid II zamanında hürriyetçi ve meşrutiyetçi fikirlere karşı baskının başladığı zamandan beri batılılaşmanın birinci, hatta bir müddet için biricik ödevi gibi görüldüğünü…”
eklemiştir. Bu çerçevede Osmanlı basınında siyasi içerikli yayınların azalması ve yerine “… yeryüzünde yeni keşfedilen topraklar, şema ve fotoğraflarıyla yeni icat edilmiş alet, araç ve makineler, tedavi usulleri, tabiat güçlerinden, hayvanlardan, madenlerden faydalanma şekilleri, Avrupa’da büyük binalar…”gibi pratik hayata yönelik çeşitli konuların işlendiği ansiklopedik bilgilere yer verilmesi söz konusu olmuştur. Günlük gazeteler yanında edebiyat dergilerinde bile Batılı yaşayış tarzı ile ilgili bilgilendirmeye dayalı yayıncılık anlayışının benimsenmesi ve ilmi/mesleki dergilerin sayısındaki artış, kültürel Batılılaşma tercihinin somuta yansımaları olarak değerlendirilmelidir. Bu noktada, 2. Abdülhamid’in belirlediği dönem koşullarında yazı faaliyetlerini yürüten Fuad’ın kültürel Batılılaşma tercihi ile uyumlu bir görüntü sergilediği görülmektedir. 1884 yılının sonlarına doğru Ceride-i Havȃdis’in başyazarlığına getirilen Fuad, bir buçuk ay boyunca yürüttüğü görevi sırasında İcmal-i Ahval başlığı altında kaleme aldığı 18 başmakalesinde “… Türkiye ve dış dünya ile ilgili bir takım haber ve bilgilerin değerlendirmesini yapmış…”; ancak bu  yazılar dışında siyasetle ilgilenmemiştir. Fuad bu özelliği ile Osmanlı ilk aydın kuşağından farklılaşmaktadır. Yaşadığı dönem koşullarının bu tercih üzerinde ne kadar etkili olduğuna dair kesin bir sonuca varmak zor olsa da sahip olduğu düşüncelerin ve savunduğu
fikirlerin içeriği ve sürekliliği, baştan itibaren olgulara dayalı bilimselbir motivasyon ile hareket ettiğini göstermektedir. Bu motivasyon, siyasetle kurdukları ilişki açısından farklılaşsalar da edebiyatı bir  faaliyet alanı olarak görmeleriyle Şinasi, Kemal ve Ziya Paşa ile yollarının kesişmesini sağlamıştır

.

.

.

İçinde yaşadığı dönem ile örtüşmezliklerinin fazlalığı özellikle yazı hayatının son döneminde kendisini yalnız hissetmesine neden
olsa da Fuad, sahip olduğu bilgi birikimiyle saygı duyulan bir Osmanlı aydını olmuş ve kendisinden sonra gelenleri etkilemeyi başarmıştır. Edebiyat alanında 1880’lerden sonra belirmeye başlayan realist eğilimler onun oluşturduğu zemin üzerine inşa olunmuştur. Nabizâde Nazım, Hüseyin Rahmi ve Halid Ziya gibi isimlerin bu edebi anlayışa dayalı eserler vermesinde Fuad’ın etkisi yadsınamaz. O, dile getirdikleri ile sadece edebiyat alanında değil, genel olarak yerli fikir dünyasında etkili olmuştur: Ali Kemal, Mizancı Murad, Abdullah Cevdet, Baha Tevfik gibi isimler Fuad’ın açtığı kanaldan ilerlemişlerdir. Bu bağlamda sahip olduğu toplam etki; savunduğu fikirlerin doğruluğu ya da yanlışlığından, eksikliği ya da fazlalığından öte, birbiriyle örtüşür bir kapsamlılığa sahip olmasından ve pek çok Osmanlı aydınının tersine Batılı bilgiyi siyaset merkezli bir pragmatizmle değil, yaşamını belirleyen bir gerçeklik olarak görmesinden kaynaklanmıştır.

BİR OSMANLI AYDINI OLARAK BEŞİR FUAD -Berna FİLDİŞ