Navigation Menu

Thomas S. Kuhn (1922-1996)

(18 Temmuz 1922-17 Haziran 1996)

(Doğum: Cincinnati, Ohio, ABD – Ölüm: Cambridge, Massachusetts, ABD)

Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı kitapta, Thomas Kuhn, eserinin hemen başında, bir yandan geçmişten bu yana toplumlarda yerleşmiş olan bilim imgesinin neden hatalı olduğunu açıklamaya çalışmakta diğer yandan da kendi bilim imajına dair ipuçlarını daha
sözünün başında belli etmektedir:

Hayatı ve Felsefesini Oku»

Albert Einstein 

(14 Mart 1879- 18 Nisan 1955)

(Doğum: Ulm, Almanya – Ölüm: Princeton, New Jersey, ABD)

Alman fizikçilerinden, matematikçi astronom ve filozof. 14 mart 1879’da Ulm’de doğdu, 18 nisan 1955’te öldü. Soy itibarıyle Yahudidir. İsviçre’de okudu. 1894’ten itibaren orada kaldı. 1909’da Zürich Üniversitesinde, 1912’de aynı şehrin Politeknik Enstitüsünde profesör ve 1913’te Berlin Bilimler Akademisine üye oldu. 1927’de Fizik Nobel Mükafatını kazandı.1933’te New Jersey’ de Princeton Üniversitesine profesör, daha sonra da, modern metafiziğe derin etkiler yapmış olan bağıntıcı görüşlerini okutmak üzere Kudüs Üniversitesine geçti. II.Dünya Savaşında, Hitler’in ırkçı politikası yüzünden Almanya’yı terk ederek Amerika’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Einstein’ın getirdiği yeni fikirler, ‘Genel Bağıntıcılık’ adıyle fizik ve astronomideki klasik ve geleneksel teorileri yıkan bir görüştür. Bu görüş, niteliği itibarıyle yalnız bu iki bilimi ilgilerse de, sonuçları bakımından felsefeyi de ilgiler.

Hayatı ve Felsefesini Oku»

Galileo Galilei (1564-1642)

İtalyan fizikçisi ve astronomi bilgini. Fiziksel bilimlerin yöntemini kurmuş ve evren hakkındaki anlayışları nedeniyle felsefe ve önemli etkiler yapmış olan Galilei, 1 5 şubat 1564’te Pisa’da doğdu; ve 8 ocak 1642 de Arcetri’de (Floransa) öldü. Ebeveyni Floransa’da oturmayı adet etmiş olan asil ve fakat servetsiz kimselerdi. Seçkin ve aydın bir müzik sanatçısı olan babası Vincenzo Galilei, ona önce Floransa’da, sonra da Valiombreuse manastırında klasik felsefe ve edebiyat okutturmuştur. Pise’ye hekimlik öğrenimi için gönderilmiş ise de, o bundan vazgeçmiş, matematik ve fizik öğrenimine koyulmuştur. l 589’dan l 592’ye kadar bu şehirde, l592’den 1610’a kadar da Padoue’- da matematik profesörlüğü yapmış, ölüm tarihine kadar matematik, astronomi ve fiziğin ilerlemesine çalışmış, Toskana hükümeti tarafından maaş bağlanmış ve Pise Üniversitesinde birtakım onurlu unvanlarla profesörlük yapmıştır.

Pise ve Padoue’da ünü bütün Avrupa’ya yayılmış ve derslerini dinlemek için her taraftan öğrenciler akın etmiştir. Bilimsel mektuplaşmaları, istihkamlar, fizik ve matematiğe dair eserelrinden bir kısmının basılmış olması, bir kısmının da kopyalarının elden ele dolaşması, icatları ve yönetmenliği altında yapılmakta olan aletler … layık olduğu büyük ününün canlı belgeleridir. Bununla birlikte Galile, Aristo fiziğini yıkmak suretiyle, hala bu fiziğin taraflısı olanların hücumuna ve hatta düşmanlığına uğramış, bunlara karşı giriştiği savunma savaşında da yüksek bir yetenek göstermiştir. 1612’de Dalgalanan Cisimlere Dair adlı eserine şiddetle hücum edilmişse de, kendisini başarıyle savunmuştur. Evvelce icat edilmiş olan teleskopu daha yetkin bir duruma getirmiş ve bununla astronomi için önemli bilgiler veren gözlemler yapmış olması, Nuncius Sidereus ve Güneş Lekelerine Dair Mektuplar adlı eserleri onun zaferinin olduğu kadar, ününün genişlemesini sağladılar. 161 1 ‘de ziyaret ettiği Pise, Floransa ve Roma’ da Lincei Akademilerine üye seçilmiştir. Astronomi gözlemleriyle ulaştığı sonuç, gezimciliğin (peripatetisme) astronomi sistemini reddetmek ve Kopernik’le Tycho-Brahe sistemlerinden birini seçmekten ibarettir. Kepler’in dostu olan ve onunla l597’den itibaren mektuplaşan Galile, Kopernik sisteminin yayılması için bu ‘büyük dostuyle çareler aramıştı. 1613’te Güneş Lekelerine Dair adlı eserinde açıkça Kopernik, sistemine taraflı olduğunu bildirdi. Güneşi, evrenin merkezi saydı ve yeryüzünün hareket ettiğini savundu ki, Galile’nin savunduğu sistem, l543’le Polonya şanuvanı Kopernik tarafından Papa Paul I I I ‘a ithaf edilmiş olan bir eserde mevcut olduğu halde, düşmanları yetmiş yıl sonra Galile’yi, savunduğu bu düşünce dolayısıyla dine ve kutsal kitaplara aykırı bir kafirlikle suçladılar, bu yüzden de kendisi, Roma’daki Sanctum Officius denilen kutsal dairenin kovuşturmalarına uğradı. 0, kendisinin haklı olduğunu anlatmak için bu konuyu Tanrıbilim alanına götürmeye mecbur olmuş ve kutsal metinlerle ileri sürdüğü düşüncelerin birbirine aykırı o.lmadığını ispat için mektuplar yazmıştır (1613). Fakat birtakım keşişler, bu mektupların asıllarını Engizisyona verdiler; ve yeryüzünün hareketine dair olan iddiaların “tamamıyle yanlış ve kutsal kitaplara aykırı” olduğu için, “okutulup ‘ savunulamayacağına” dair bir kararın çıkmasını sağladılar.

Gizli ve açık, oturumIarda Kopernik sisteminin yanlışlığını itiraf etmesi ve düşüncelerinden vazgeçmesi için kovuşturınalara ve baskılara uğrayan Galile, görünüşte düşüncelerinden vazgeçmiş, fakat, “O, yine dönüyor “eppur si muove” demekten kendini alamamıştır. Bu hareketi de uğradığı kovuşturmalar gibi söylenti halinde kalmıştır. Zira, onun yargılanmasına dair uzun ve birbirine aykırı olan belgelerden kendisine uygulanmış olan ceza ya da amirlerin gerçek niteliğini anlamak güçtür. Kendisiyle mektuplaşanlardan birisi olan Gassendi, Galile’nin bu suçlandırılma günlerinde kendisine şöyle yazmıştı: “Ey çağın en büyük onuru! Sizi bekleyen akıbet dolayısıyle büyük sıkıntılar içindeyim…

Papalık, sizin düşüncelerinize karşı bazı kararlar verecek olursa, ona bir bilgeye yakışacak şekilde dayanınız. Size gerçeği aramaktan başka bir şey yapmamış olduğunuz inancıyle yaşamış olmak yetişir” (E. Brehier, cilt I I , s . 1 4). Galile, hayatının son yıllarında gözlerini kaybetmiş ve 1633 yılından itibaren Arcetri şehrinde bir sürgün gibi yaşamıştır. Yalnız 1638’de gözlerine bir ameliyat yaptırmak umudiyle Floransa’da ‘ üç ay kalmasına izin verilmiştir. Galilei, kelimenin tam ve doğru anlamıyla pozitif zekalı bir büyük bilgindir; yani, daima sagın (exacte) ve pekin (certain) bilgi kazanmak amacını gütmüş ve böyle bir bilgiyi elde etmek için bilinçli bir ustalık göstermiştir, kesin bilgi vasıtaları boş çıktığı zaman, en gerçeğe benzer ve yararlı varsayımlara, bağıntılı ve geçici bir değer vermiştir. Bununla birlikte onu, çağırnız pozitifciliğine bağlı olanlardan biri sanmak da doğru değildir. Zira Galile, pozitifcilerin reddettikleri birçok düşünceleri kabul eder; hayatını deney ve matematik yollarıyle incelediği fizik bilimine bağlar; pek yararlandığı tinsel bilimlerin aleyhinde bulunmaz; elindeliğin (libre arbitre) pek pozitif olan rolünü inkar etmez; ve hiç bir zaman tinsel bilimleri fiziksel bilimlerin bir kolu saymaz.

 

Alemde hüküm süren düzen ve ölçüye dair Eflatun ve pisagorcuların yüksek düşüncelerine  hayranlığını saklamadığı gibi, Aristo’nun doğru olan düşüncelerine de değer vermekten çekinmez; fiziksel bilimlere uygulamak için felsefeyi pek çok incelemiş olmakla övünür; felsefeden kendi bilimsel çalışmalarında deney ve endüksiyon yöntemlerinin verebileceği ve vermesi gereken şeyleri almak için zorunlu olan yaptırıcı nedenler (causes affidentes) ve amaçlı nedenler (causes finales) gibi iki ilkeye önemle sarılmıştır ki, bunlar çağdaş pozitifciler tarafından şiddetle reddedilmişlerdir. 0, bu iki ilkeyi büyük bir başarıyle fiziksel sorunlara uygulamıştır. Galile’nin fizik yöntemi olarak kullandığı birinci esas; büyük doğa kitabının matematik bir dille yazılmış olduğunu ve bunun ancak matematikçiler tarafından anlaşılabileceği ni ve bu kitaptaki şifreleri çözmek için “gözlenmiş olan nicelikleri ölçmek gerektiği”ni kabul etmektir. 0, elindeliğin geniş bir payına sahip olan ahlaksal konularda ölçü bulunmadığı için, bu yöntemin yalnız fiziksel bilimlere uygulanabileceğini, zira fiziksel olayların şaşmaz bir sul’ette zorunlu kanunlara bağlı olduklarını, bunları, ölçernemiş olsak bile, özleri itibarıyle ölçülebilen zamanlar ve uzaylar içinde meydana geldiklerini pek iyi bilir. Ona göre, bu olaylar, çoğu zaman, seçik hareketler şeklinde görünmedikçe algılayamadığımız hareketlere döndürülebilirler; bunun için her hareket ölçülebilir. Bu olaylar içinde tarafımızdan dolaysız bir surette ölçülebilen ne varsa ölçülmelidir; ve her şeyden önce, ölçülemeyenleri, dolaylı ya da do­laysız olarak ölçülebilir bir duruma getirmelidir. Bu nedenle Galile, eşyanın ne olduğunu anlamaya çalışmamış, fakat deneylerle ve matematiğin üçgenleri, dilireleri ve diğer geometrik şekilleriyle doğa kitabının şifrelerini çözmeye çalışmıştır; yani varlıkların doğallığından çok, bu şifreleri çözme yöntemine önem vermiştir.

Bu maksatla:
1. Büyük sayıda gözlenmiş olguları bir tek matematik formülde toplamak dernek olan karşılaştırma
yöntemi ile (comperative) ağırlık kanunlarını keşfettiği gibi;

2. Bu kanunlardan büyük sayıda olguları elde etme işine yarayan çözme yöntemini (methode resolitive) kullanmıştır. Hareketin birinci kanunları, matematiğin belitleri (axiome) gibi mutlak surette zorunlu iseler, daha karmaşık (complexe) kanunları bulmak için önce onları ‘a priori’ olarak belirlemek (deterrniner), sonra da bunları birbirleriyle kaynaştırmak lazımdır. Fakat Galile, bu yöntemi reddeder. Galile, her vesileyle fiziksel alemde sabit ve evrensel bir düzenin varlığını gösterir. Onun, bunu kabul edişinin nedeni, bütün doğada açıkça görülen Tanrısal bilgeliğe inan,masıdır; ve güç itibarıyle sonsuz olması gerektiğini ihtar etmesidir. Fizik alemin zorunsuz (contingent) kanunları, ‘a priori’ spekülasyonlarla elde edilemezler; bunlar, sabit ve evrenseldirier; bu nedenle iyi tanınmış koşullar altında, iyi yapılmış bir deney, her zaman ve her yerde, aynı koşullar içinde aynı değere sahip olacaklardır; bu düşünceler bile, Galile’yi Tanrı tanımazlıkla (ath6isme) suçlandıranların insafsızlığını ispata yeter. Galile, fizikte uyguladığı yöntemin doğruluğunu, daha pek genç yaşlarında Pise kulesinin kubbesinde asılı olan bir lambanın salınımından (oscillation) çıkardığı sonuçlarla da ispat etmiştir. 0, bu salınmanın süresini, kendi nabızlarının atışlarıyle ölçmüş ve bu salınırnın genişliği (amplitude) değiştiği halde bile sürelerinin hissedilecek kadar sabit olduğunu görmüştür. Bu suretle ilk sarkaç (pendule) kavramını elde etmiştir; daha sonra salınımların süresiyle sarkacın uzunluğu arasındaki ilişkiyi ölçmek suretiyle de, bu konuyu daha yetkin bir surette açıklamış ve hayatının son zamanlarında Huyghens’ten daha önce, hareketi daha iyi düzenleyerek zamanı daha doğru ölçebilmek için sarkacı saate dönüş türmüştür. Cisimleri n düşme süreleriyle düşme esnasında aşılan uzayları ölçmek suretiyle de, Galile, yavaş yavaş gerek serbest havada düşey (vertical) olan, gerek eğik (incline) ve eğri (courbe) yüzeylerde meydana gelen bu düşmenin kanunlarını matematikçe belirtmeye muvaffak olmuştur. Daha çok fizik ve .bilim tarihlerini,doğrudan doğruya fiziği astronomi ve mekaniği ilgileyen keşif ve icatları üzerinde fazlaca duracak değiliz. Babasının eserine devam ederek, ses titreşimlerini ve müzik akortlarının matematik kuramını, çarpışma (percussion) kuramını, gizli (virtuel) hızlar ilkesini, kuvvetlerin birleşmesi ilkesini bulmuş, mekaniği n ilerlemesine hizmet eden esasları koymuş, mikroskop ve termometreyi icat etmiş, mıknatısın etkilerini ölçmeye muvaffak olmuştur. Galile, olayları vukularından önce görmeye elverişli olan bir fiziko-matematik bilimi yaratmak suretiyle felsefede evrensel mekanizm kuramlarının doğmasına neden olmuştur. Onun yeni inem sisteminde dayandığı ilke, yalınçlık (simplisite) ilkesidir. Ona göre, doğa hiç bir şeyi boşuna yaratmaz. Bu nedenle en yalınç yollardan ve birkaç yalınç farklar vasıtasıyle sonuçlardaki türlülükler elde edilebilir. 0, bu yalınçlıklar ilkesini Ptoleme ve Tycho-Brahe’nin astronomide kullandıkları karmaşık sistemlerekarşı koyar ve bu suretle de fizikte maddesel olayların birinci değişkeleri (modification) kanunlarını formülleştirmeye özenir. Calile’ye göre, yalınç olan şey, bir değişkeliğe uğratılınadıkça bulunduğu durumu koruyandır. Kepler daha önce, hiç bir cismin kendi kendine hareketsizlikten harekete geçmeyeceğini söylemişti Galile ise, bir cisim kendi kendine hareketini. değişkeye uğratamayacağını ya da hareketten hareketsizliğe geçemeyeceğini ileri sürdü. Bu ise, yine Kepler’in daha önce bulduğu bir terimle eylemsizlik (inertie) kanunudur.

Galile, bunu genel bir ilke olarak ileri sürmez; hatta, yıldızların çembersel (dairevi) hareketlere karşı gösterdiği yöneliş düşüncesi  gibi eski bir düşünceyi kabul etmekle bu evrensel mekanizmin temeli olan kanunu inkar eder gibi de görünür. Yeni Bilime Dair Diyaloglar adlı eseri dört gün süren bir konuşma olarak bölünmüştür ki,
bunun ilk iki gününde Galile, cisimlerin en küçük kısımlarının, birbirinden boşluklarla ayrılmış doluluklar olduğunu kabule mecbur olduğumuzu, üçüncü ve dördüncü günlerde ise, maddede bazı kitleleri, verilmiş bir süre zarfında herhangi bir mesafeye kadar götürmek gibi doğal bir sonuç veren hareket ettirici (motrice) kuvvetlerin var olduğunu gösterir. Galile fizikte, bilinen koşullar içinde, sabit ya da değişici etkilerin ölçüsünden, ikinci nedenleri ve bunların kanunlarını elde etmeye çalışır; fakat bunların ne metafizik özlerini, ne de ilk nedenle olan ilişkilerini araştırır; yalnız her şeye gücü yeten ve en yüce zekalı bir yaratıcının zorunlu olarak varlığını kabul eder; tinselci felsefeyle dine bağlı görünür. Ona göre, fizikle felsefe ve bilimle din arasında uzlaşmamayı gerektiren hiç bir şey yoktur. Kendisi mahkum edildikten sonra sansür edilmesin diye Hollanda’da bastırdığı Yeni Bilimlere Dair Diyalog’unun birinci gününde, düşmanlarının  kendisini Demokrit ve Epikür gibi, eb edi zorunlu ve yaratılmamış olan atomlara inanmış olmakla ve onlar gibi {ilemin yaratıcı ve düzenleyici bir Tanrı kayrasına inanmamakla suçlandırdıkları için protesto eder.

Astronomiye dair diyaloğunun dördüncü gününde de, dostu Segredo ve öğrencisi Salviati’nin ağzından, doğa ve Tanrı eserleri içinCartoon: Galileo (medium) by Alexei Talimonov tagged galileode keşfedilebilen bütün ikinci nedenlerin ötesinden yaratıcı belitin ‘mucizesi’ne kadar yükselmek gerektiğini söyletir. Yeni Bilimlere Dair Diyalog’larının ilk gününde, sonsuzluk sorununu ele alır ve aklın bu konuyu yanılmadan çözemeyeceği  ne üzülerek inanır. Özet olarak denebilir ki, bütün eser ve mektuplarında doğayı pozitif bir gözle inceleyen Galile’nin imanından şüphe , ettirecek hiç bir düşünceye rastlanılamaz. Bununla birlikte, doğa kanunu düşüncesi ilk kez açık ve bilimsel bir şekilde onda bulunduğu gibi, matematikle fiziğin birlikte ilerlemesi de onunla başlamıştır. Gali\e, hareketin bile ancak hareketsiz bir noktaya nazaran algılanabildiğini, gece, gündüz, güneşin doğması ve batması,  ufuk ve meridyen … gibi şeylerin ancak yeryüzümüz bakımından ‘lar olduğunu, yeryüzümüzü bir an için yok farz edecek olursak, gökyüzünün değişkeleri mutlak karakterlerini yitireceklerini anlatarak bir taraftan da bağıntıcılığı kavramış olur. il Sagglatore (Altın Tartıcısı) (1 623) başlıklı ve astronomi tartışmalarını kapsayan önemli eserinde, eşyaya zorunlu olarak yükletmeye mecbur olduğumuz niteliklerin şekil, miktar hareket ya da sükeından ibaret olduğunu (kendi deyimiyle, birinci ya da gerçek nitelikler) ve hayal gücümüz ne denli büyük olurlarsa olsunlar, hiç bir çabanın bunları eşyadan ayıramayacağını, oysaki tat, koku, renk vb. gibi niteliklerin eşyadan aldığımız duyurnlara verdiğimiz adlardan başk.a bir şey olmadıklarını, bunların eşyada değil, duyulur (sensible) cisimde bulunduklarını ileri sürer ve duyulur cisimler kaldırılacak olursa, bu niteliklerin hemen kaybolacaklarını anlatır. Ona göre, bu nitelikler olmadan da eşyayı tasarlayabileceğimiz için; bunlar nesnel değil, öznel bir değerdedirler. Bu görüşün, son sağlatın bilgi teorilerindeki önemi inkar edilemez. Galile, yalnız kendinden önce gelen fizik ve astronomi bilginlerinin doktrinlerini ye tken bir duruma getirmemiş, Descartes, Ferma, Newton … vb. gibi bilgin ve filozoflar üzerinde de pozitif bir bilime dayanan çağdaş felsefeye de önemli etkiler yapmıştır. Onu, Rönesans’ın temsilcilerinden biri olarak kabul etmek lazımdır. Kopemik, evrenin son nedenini ve belgesini, geometrik şeklin ‘yetkinliği’nden ibaret görmüştü. Galile, böyle bir düşünceyi reddeder; ve doğa bilimini deneylemenin matematik düşünceyle birleşmesinden ibaret görür. O, Kant’tan önce, entellektin kontroluna bağlanmayan duyulur algıların bizi yanıltacağını ve bu yanılmanın yargıdan geldiğini fark etmiş; Tanrısal kayraya dair inançları pozitif ve nesnel araştırmalarına engel olmamıştır. Onun doktrininde Tann ve Doğa adeta eşittir. Galilei, çözüm ve bireşim yöntemlerine verdiği değer kadar da tümevanm ve tümdengelim yöntemlerini birleştirerek kullanmış ve onun araştırma biçimleriyle bulduğu sonuçlardan sonra, skolastiğin son döküntüleri, gizli özellikler, tözler, Aristo vs.’nin otoriteleri tamamıyle yıkılmıştır, denilebilir. Galile, Descartes ve Hobbes’tan daha önce ikinci niteliklerin öznelliğini anlamış ve tüm öğesel kuvvetleri hareketsel kuvvetlere, yani mekaniğe döndürmek isteyen fizikçi Helmoltz’a derin etkiler yapmıştır.

 

Özet olarak Galilei, Bacon’dan daha önce yeni çağlar felsefesini açmış ve felsefeye bilimsel bir değer ve gelişme sağlamıştır. Anlaşılıyor ki o, doğa olaylarını Tanrı’nın ya da herhangi bir mistik gücün etkisiyle değil, doğanın
kendi kanunlarıyle açıklamış ve doğa hakkındaki bilgileri deneysel bilimler kadrosunda toplamıştır. GaliIe, eserlerini kendi anadiliyle yazmıştır. Bunlar on yedi cilt olarak Floransa’da basılmıştır (Albert b’askısı, 1842-1858); daha yeni bir baskısı da, devlet tarafından- Pavaro’nun yönetmenliği altında, Le Opere di Galileo Galilei :ıdıyle 20 cilt olarak yayınlanmıştır (1890-1909). Onun eserleri çeşitli dillere ve daha çok Almancaya çevrilmiştir. GaliIe için yazılmış olan eserlerin listesi bir kitap teşkil edecek kadar
çoktur.

Kaynak : Cemil Sena, Filozoflar Ansiklopedisi

Hayatı ve Felsefesini Oku»

Arşimet (M.Ö 287- 212)

Antik Çağ’ın en önemli matematikçisi, fizikçisi ve mühendisi Arşimet, M.Ö 287 yılında İtalya’nın Sicilya kentinde Sirakuza’da doğar.

Kral Hiero’nun oğlu Gelon’a adadığı Sandreckoner adlı el yazmasında paylaştığı bilgiye göre, babasının astronom Phidias olduğu söyler. Kimi kaynaklara göre ise soylu bir ailedendir; babası Sirakuza Kralı Hiero’nun arkadaşı veya akrabasıdır. Kesin olmamakla birlikte, 12 yaşında İskenderiye’de tarihin en ünlü üniversitelerden biri Museum’da eğitim görüp, matematikçi Öklid’in öğrencisi olduğu söylenir. Ardından Sicilya’ya döner ve hayatının geri kalanını çeşitli alanlarda araştırma ve deneylere adayarak geçirir. Arşimet’in yapıtlarının çoğu, İskenderiye’de bulunduğu dönemde arkadaşları olan dönemin ünlü matematikçiler Kireneli Eratosthenes ve Samoslu Konon ile yazışma şeklindedir ve kuramsaldır.

Onun mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında, bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. Bu teknik buluşlarının dışında kalan bilimsel çalışmalarını iki başlık altında toplamak olanaklıdır: Geometri ve fizik

Arşimet’e dünyadan gelip geçmiş üç büyük matematikçiden (Newton, Gauss) biri gözüyle bakılır. Arşimet’in matematikte kullandığı ispatlar ve problemleri sunuş biçimi son derece çarpıcı ve özgündür. Onun eserlerinde kullandığı biçimin günümüz geometrisinin en yüksek standartlarında olduğu söylenmektedir. Geometriye yapmış olduğu önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4r² ve hacminin ise 4/3r³ olduğunu kanıtlamasıdır.

Matematiğe olan katkıları, sadece silindir ve küre hakkındaki çalışmaları değil, başlangıcı matematikçi Knidoslu Eudox’a giden, exhaustion yöntemiyle (şekli düzgün olmayan, alanı yada hacmi bilinmeyen bir cismin alan veya hacmini, alanı ya da hacmi bilinen şekillerle doldurarak, o alanı ya da hacmi hesaplama yöntemi) birçok şeklin alanını hesaplamış olmasıdır. Belgeli olarak bu yöntemin ilk olarak kullanıldığı yer Arşimet’in eserleridir. Arşimet, bu yöntem ile bir dairenin içine ve dışına düzgün kenarlı çokgenler çizip, onların alanlarını hesaplayarak, pi sayısının 3 1/7 ile 3 10/71 arasında bir değeri olduğunu hesaplamıştır. O zamana kadar pi sayısının bilinen değerleri, deneysel, ölçme yoluyla elde edilen değerler idi.

Onun sunduğu bilgiler, örneğin pi sayısı, ilk çağ ve ortaçağ boyunca kullanılmış, ancak yapıtlarının uzun yıllar karanlıkta kalması nedeniyle matematiğe katkısı yapıtlarının 8. ya da 9. yüzyılda Arapça’ya çevrilmesine kadar gerçekleşememiştir.

Arşimet’in bir diğer başarısı ise, eğri yüzeylerin alanlarını bulmak için bazı yöntemler geliştirmesidir. Bir parabolün alanını dörtgenleştirilme yöntemiyle hesaplamıştır. Konuyla ilgili olarak tüketme yöntemine başvuran Arşimet, bir parabol kesmesinin alanının, aynı tabana ve yüksekliğe sahip bir üçgenin alanının 4/3’üne eşit olduğunu ispatlamıştır.

Johnny Shumate, Archimedes

 

Arşimet, fiziğin statik ve hidrostatik konularında da çalışmış ve denge ilkesini ilk defa formüle edebilmiştir. Statik konusunda benimsediği ilkelerin en bilineni eşit kollara asılan eşit ağırlıklar dengede kalır prensibidir. Ünlü “Bana bir dayanak noktası verin, Dünya’yı yerinden oynatayım” sözü bu ilkelerini iyi bir biçimde betimlemektedir.

Arşimet, sıvıların dengesi kanununu da bulmuştur. Söylenene göre, bir gün Kral İkinci Hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü Arşimet’e havale etmiş. Bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen Arşimet, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve “Buldum, buldum! (Eureka, eureka!)” diyerek hamamdan fırlamış. Onun bulduğu, su içine daldırılan bir cisim, taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığından kaybettiği ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorun çözülebileceği idi. Böylece Arşimet, su içerisine daldırılan bir cisim, taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığından kaybeder sonucunu çıkarmıştır. Önce tacın ağırlığı kadar gümüş ve altın almış, sonra sırasıyla ağırlıkları eşit olan gümüş, altın ve tacı su dolu bir kaba batırarak taşırdıkları su miktarını belirlemiştir. Taşan su miktarlarını karşılaştırarak sorunu çözmüş ve kralın kuşkusunda haklı olduğunu belirlemiştir. Bu çalışma, özgül ağırlık kavramına ilk özgün yaklaşım olması bakımından değerlidir.

Arşimet’in araştırmalarından önce, tahtanın yüzdüğü ama demirin battığı biliniyordu; ancak bunun nedeni açıklanamıyordu. Arşimet’in bu kanunu doğada tesadüflere yer olmadığını, her zaman aynı koşullarda aynı sonuçlara ulaşılacağını göstermiştir.

Yaşadığı dönemde Romalılar, Yunanlılar, Kartacalılar sürekli savaş halinde olduğu için, bilimsel buluşlardan daha çok, silah tasarımlarına değer verilir. Ülkesi, Roma’ya karşı Kartaca ile birleşince, icatlarıyla Romalıları nasıl yenebileceklerinin sembolü haline gelir. Onunla ilgili en önemli bilgi Romalıların Sirakuza’yı kuşatmaları esnasında yaptıklarına ilişkindir. Roma generali Marcellus, Sirakuza’yı kuşattığında, Arşimet’in yapmış olduğu silahlar nedeniyle şehri almakta çok zorlanmıştır. Bunların çoğu mekanik düzeneklerdi ve bazı bilimsel kurallardan ilham alınarak tasarlanmıştı. Örneğin, makaralar yardımıyla çok ağır taşları burçlara kadar çıkarılıyor ve mancınıklarla çok uzaklara fırlatılıyordu. Hatta Arşimet’in aynalar kullanmak suretiyle Roma donanmasını yaktığı da rivayet edilir. Ancak bütün bunlara karşın M.Ö. 212 yılında Romalılar Sirakuza’yı zapt ederler. Söylendiğine göre, bu sırada Arşimet toprak üzerine çizdiği bir problemin çözümünü düşünürken, yanına yaklaşan Romalı askere oradan uzaklaşmasını ve kendisini rahat bırakmasını söyler; ancak asker M.Ö 212’de Arşimet’i öldürür.

Vasiyeti üzerine mezar taşına silindir içine sokulmuş bir küre çizilir. Çünkü Arşimet’in en çok gurur duyduğunu söylediği çalışması budur, bir kürenin hacminin, içine tam olarak sığacağı silindirin hacmine oranı. Bu oranı Arşimet üçte iki olarak bulur ve silindirin hacmi bilindiği için kürenin hacmi tam olarak hesaplanmış olur. Arşimet’in mezarı zaman içinde kaybolur. Yaklaşık üç yüz yıl kadar sonra Sicilya’da konsül yardımcılığı sırasında, Cicero üzerinde bir silindir ve küre şekli bulunan, Arşimet’e ait olduğu düşünülen bir mezartaşı bulur. Ancak bugün bu mezartaşı kayıptır.

Bir kürenin hacmini merak eden ilk kişiyi bilmiyoruz, ama bunu hesap etmeye cüret eden ilk kişinin Arşimet olduğunu biliyoruz. Bugün bu hesaplamayı yapmak için integral teknikleri kullanıyoruz. Ancak integral hesap, Arşimet’ten yaklaşık 1900 yıl sonra bulunacaktır. İlginç bir ayrıntı ise Arşimet’in içinde hacim hesabının da bulunduğu Metodlar adlı eserinin yaklaşık iki bin yıl ortadan kaybolduktan sonra, bu yüzyılın başında İstanbul’da ortaya çıkmasıdır.

Fener’de bulunan Ayios Yeorgios Metokhion Kilisesi’ni ilginç kılan mimari özelliklerinden ziyade, Arşimet’in yedi çalışmasının 10. yüzyıl kopyalarından üçünün, Metodlar, Stomachion ve On Floating Bodies’in içerde korumuş olması. Bugüne kadar ulaşabilmeleri bir mucize gibi görünse de işin aslı şu, bu çalışmaların yazıldığı parşömenler, 13. yüzyılda bir dua kitabının yazılmasında yeniden kullanılmışlar. Arşimet Parşömeni de denilen bu çalışmanın İstanbul’da yapıldığı hemen hemen kesin gibi, ancak 1906 yılında Johan Ludvig Heiberg tarafından ortaya çıkarılmış. Bugün ABD Baltimore’daki Walters Sanat Müzesi’nde korunuyorlar.

Stomachion

İngilizcede stomachion olarak bilinen bu yapboz, Arşimet tarafından oluşturulduğu düşünüldüğünden Arşimet yapbozu olarak adlandırılmıştır. Yapboz 14 farklı boyuttaki şekilden oluşmaktadır. Oyunun amacı 14 ayrı parçanın bir kare oluşturacak şekilde bir araya getirilmesidir. Klasik metinlerde geçen bu Yunanca kelime, hem bu oyunu hem de karın ağrısını ifade etmek üzere kullanılmakta. Oyun adını karın ağrısına neden olacak kadar zor olmasından almıştır diye düşünebiliriz.

Bu 14 parça kullanılarak kaç farklı şekilde kare oluşturulabilir? Bu soruyu yanıtlamak hiç de kolay değil. Ne yazık ki el yazmalarının son üç yaprağı yüzyıllar önce koparıldığından Arşimet’in bu soruyu nasıl yanıtladığını bilemiyoruz. Çünkü stomachion ile ilgili sadece bir yaprak kalmış. El yazmalarının tamamen gün ışığına çıkarıldığı 2003 yılına kadar Arşimet’in bu oyunu sadece bir yapboz olarak ele aldığı düşünülmüştür. Oysa ki matematikçi Reviel Netz, tam olarak okunamayan o tek yapraktaki bazı ifadelere bakarak, bir oyun olarak ilgilenmenin ötesinde Arşimet’in stomachion’a matematiksel bir yaklaşım getirmiş olabileceğini düşünmektedir.

kaynak: leblebitozu.com

Hayatı ve Felsefesini Oku»
All Listing Types All Locations Zaman

Filozoflar